Category Archives: Çanakkale’den Haberler

Bu okulun bahçesindeki ağaçlarda saka, serçe, ispinoz, güvercin ve kumrular için asılı 20 kuş evi var

Standard

Okul bahçelerinin yanından geçerken dikkat kesilecek olursanız bu sıra, çocuk kahkahalarının çığlıklara ulanan coşkusunda, kuş sesleri gelecek kulağınıza. Bahar gelince bahçeyi paylaşmaya başladılar yine aralarında. Çocuklar yorulmak nedir bilmez oyunlarını sığdırmaya çalışırken kısa ders aralarına, süzülerek yaklaşıyorlar bu tatlı telaşa. Zil çalınca çocuklar derse, kuşlar ağaçlara…

Kuşları da çocukları da çok seven, bir arada olmalarını önemseyen, her ikisini de ‘gözlemleyen’ Çanakkale Şinasi ve Figen Bayraktar Ortaokulu‘nun rehber öğretmeni Gülşah Çırnaz, bir oyun önermiş bahçede süregelen bu dostluğa:

Var mısınız kuşlar için yuva yapmaya?

Kuşlar için yuva yapma fikri, geçen bahar çocuklarla birlikte okul bahçesinde kurdukları bostana ‘kurda, kuşa, aşa’ niyetiyle tohum ekerlerken gelmiş akıllarına. Okul yönetimi desteklemiş, Çanakkale Orman İşletme Müdürlüğü ile iletişime geçilmiş. Bahçedeki çam ve çınar ağaçlarını çok seven saka, serçe, ispinoz, florya, güvercin ve kumrular için 20 kuş evi, oradan temin edilmiş.

Seslerinde, hareketlerinde neşeli renkler taşıyan kuşların sadece ahşap rengi bir kuş evine girmesine ne çocuklar ne de öğretmenleri razı gelmiş. Her sınıfa bir kuş evi verilmiş. Çocuklar üzerilerine akrilik boyalarla rengarenk çiçekler, yapraklar, ağaçlar, kalpler, güneşler çizmiş.

Boyama işi bitince vernik çekilmiş. Okul bahçesinin etrafındaki demirlere ‘serilen’ kuş evleri bir hafta boyunca güneşte bekletilmiş. Nihayet kuruyunca ağaçlara asılma, sakinleriyle buluşma vakti gelmiş.

Gülşah Öğretmen, çocukların gün içinde sıkça karşılaştıkları kuşları fark etmelerini, onları daha yakından tanımalarını, seslerinden, tüylerinden hangi tür olduklarını bilmeyi öğrenmelerini istemiş. Kuş evlerini ağaçlara asma etkinliği, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesinden Ornitolog İbrahim Uysal‘ın, “Kuş Gözlemciliği ve Çanakkale’nin Kuşları” konulu semineriyle birleşmiş.

Kuş gözlemciliği doğalarında var

Beşinci sınıflardan altmış beş çocuğun katıldığı seminerde ve sonrasında yapılan kuş gözleminde olanı biteni, izlenimlerini Gülşah Çırnaz anlatıyor: “400 mm objektif, fotoğraf makinesi, dürbünler, tripotlar, kuş gözlem kitapları… Görünce çok heyecanlandılar, hepsini kullanmak istediler. İbrahim Hoca onları bilgilendirdi. Ayşe Çınar Küçüksöylemez de kuş evlerinin temini için çok yardımcı oldu. Çocuklar o kadar çok şey biliyorlarmış ki, bu kadarını tahmin etmiyordum. Özellikle köyde gördükleri kuşların isimlerinden, ne zaman geldiklerinden, yuva yaptıklarından bahsettiler.”

“İbrahim Hoca onlara çektiği fotoğrafları gösterdi, şaşırdılar. Kuş gözlemcisi ve fotoğrafçısı Necla Çetin de bize katılarak deneyimlerini anlattı. Çok sevdiler, heyecanlandılar. Kuş gözlemciliği diye bir şey olduğunu bilmiyorlardı. Çocuklar artık daha dikkat edeceklerini söylediler. İbrahim Hoca da algılarının daha açık olacağını belirtti. Öyle de oldu. Sürekli yanıma gelip, ‘İspinoz gördüm, bu florya mıydı, bizim yuvamızda yumurta var sanki öğretmenim’ diyorlar. Çocukların zaten doğal bir merak duygusu var. Bu tarz etkinlikler bunu besliyor ve onları mutlu ediyor.”

Kuş evleri Çanakkale Belediyesi ile Orman İşletme Müdürlüğü’nün desteğiyle, çocukların heyecanlı alkışları eşliğinde ağaç dallarına yerleşti. Okul bahçesinde hem bostan, hem de kuş evleri var şimdi.

Kuşlar ve çocuklar buluşmalı

Gülşah Çırnaz, tüm bunların çocukların doğayla bağını geliştirdiğini, çocukların okula ait ve sorumlu hissettiklerini, öğretmenleriyle farklı etkinlikler yapmanın onlara iyi geldiğini söylüyor ve etrafımızdaki ağaçların, onlara konacak kuşların, kuş evi boyanacak dallarının farkında olmayı hatırlatıyor:

“Kuşları, onların doğmasını, büyümesini, uçmayı öğrenmesini izlemek, doğanın dönüşümünü hissetmek mucizevi bir şey. Kuşların iletişimini, seslerini, hareketlerini, göçünü izlemek beni çok mutlu ediyor. Çocukların da bunu hissetmesi, öğrenmesi çok özel. Onların doğal gözlem yeteneği desteklenmeli. En fazla gözlem yapabilecekleri yer ormanlar, kırlar, bayırlar. Daha sık doğaya çıkmalı çocuklar, kamp yapmalılar, kuş sesleriyle uyanmalılar. Ailelere önerim, bu tarz etkinlikler yapsınlar. Anne, baba bir kuş evi temin edip evde çocuğuyla birlikte boyayıp ormanda bir ağaca asabilir. Eminim bu hem çocuğu hem aileyi mutlu eder. Bunlar hiç zor şeyler değil.”

( Bu yazı, 30.04.2017 tarihinde Yeşil Gazete’de yayınlanmıştır.)

Reklamlar

Sinema ve Dansın buluştuğu festival: SinemaDansÇanakkale

Standard

Dansın ve sinemanın işbirliğinden doğan dans filmleri hakkında farkındalık yaratmak,  film üreten sanatçılar, dansçılar için yeni bir alan açmak,  dans filmlerine ilgi duyanları dünyadan güncel ve farklı yapımlarla buluşturmak için üç yıl önce Ankara’da başlayan SinemaDansAnkara Dans Filmleri Festivali, yolculuğuna Çanakkale’de devam ediyor. 3-5 Mart tarihleri arasında Çanakkale’de ilk kez düzenlenecek olan dans filmleri festivali, film gösterimleri,  film atölyesi, söyleşiler, dans fotoğrafları sergisi ve dans gösterileriyle dolu programıyla, dansın farklı hallerini şehre taşımaya hazırlanıyor.

Ankara Goethe Enstitüsü, Ares Film, Israil Büyükelçiliği, Cinedans, Tanzrauschen e.V. Wuppertal, Mahal Sanat, ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi işbirliği ile gerçekleşecek  SinemaDansÇanakkale – Dans Filmleri Festivali’nin açılışı,  3 Mart Cuma akşamı saat 19.30’da,  Mehmet Şafak Türkel’in yönettiği “Tutku: Meriç Sümen” adlı belgeselle yapılacak. Gösterime, baleyi tutku olarak tanımlayan ve baleyle hikayesi bu belgeselle beyaz perdeye taşınan dünyaca ünlü bale sanatçısı Meriç Sümen de onur konuğu olarak katılacak.

Festivalin ikinci günü, Tomer Heymann’ın yönettiği, İsrail modern dansının önde gelen isimlerinden dansçı ve koreograf Ohad Naharin’in hayatını ve geliştirdiği Gaga hareketini konu alan İsrail yapımı Mr. Gaga adlı belgesel gösterilecek.

Türkiye yapımı dans filmlerinin yanı sıra Amsterdam’da düzenlenen Cinedans Festivalinde gösterilmiş olan uluslararası dans filmleri ve Tanzrauschen Wuppertal Alman filmleri seçkisi ile İtalya Coorpi seçkisi de  Çanakkale  izleyicisi ile buluşacak.

Öğrenciler dans filmi çekecek

Festivalde ayrıca, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Radyo, Sinema ve Televizyon bölümü ve Oyunculuk bölümü öğrencileri ile dans filmi atölyesi yapılacak. Üç gün sürecek atölye çalışmasında, aynı zamanda festival yönetmeni olan Mehmet Şafak Türkel, sinemanın özel bir türü olarak kabul edilen dans filmleri üzerine bilgi ve deneyimini öğrencilere aktaracak. Çalışmanın sonunda bir dans filmi ortaya çıkacak ve öğrencilerin çektiği dans filmi, 5 Mart Pazar günü izleyicilerle paylaşılacak.

Festivalde gösterilecek Türkiye ve Kıbrıs yapımı dans filmleri, seyircilerin oylarıyla değerlendirilecek. Festival, seyircilerinin seçtiği en iyi filmin ödül töreni ve dans gösterisiyle sona erecek.

Mahal Sanat’ta yapılacak film gösterimleri herkesin katılımına açık ve ücretsiz. Festivale eşlik edecek Dans Fotoğrafları Sergisi, festival boyunca yine Mahal Sanat’ta gezilebilecek.  

“Dans filmleri festivalinin hareket etmesi heyecan verici”

Üç yıldır Ankara seyircisiyle buluşan dans filmleri festivalinin Çanakkale’ye gelmesine aracı olan dansçı Esra Yurttut, dans filmleri festivalinin kentle buluşmasını “Dans filmleri festivalinin yapılıyor olması ve Çanakkale’ye gelmesi, bu vesileyle dans filmlerinin taşınıyor olma ve yayılma potansiyelinin ortaya çıkması çok kıymetli.  Dans filmi atölyesine katılacak öğrencilerin bu alana yönelmesi, dans eden insanların projelerinde bu konuda da hayaller kurarak ilerlemesi ihtimalleri çok önemli ve mutluluk verici. Dansın ilham veren, dönüştüren etkisi, festival seyircisi için de çeşitli başlıklar açacaktır. Bu deneyimi ve etkilerini paylaşmayı heyecanla bekliyorum.“ diye değerlendirdi.

( Bu haber, 01.03.2017 tarihinde Yeşil Gazete ‘de , 03.03.2017 tarihinde BirGün Gazetesi ‘nde yayınlanmıştır. )

Kaz Dağları’nın Güzelköy’ünde çok güzel hareketler

Standard

Kaz Dağları’nın köyleri, altın madencilerine karşı tutuştukları elleri bırakmıyor.  Çanakkale‘nin Ayvacık ilçesinde, Kaz Dağları’nın eteklerinde Kısacık Altın Madeni projesiyle 750 bin ton cevher çıkarma planlarına karşı kenetlenen köylüler, mücadele halkasını bilgiyle, paylaşılan deneyimlerle, üretimle, dayanışmayla büyütüyor.

DSC_0789

Projenin geçen kasım ayındaki ÇED toplantısında şirket yetkililerini tenekeleri, düdükleri ve pankartlarıyla karşılayarak Kaz Dağları’nı altın madencilerine kazdırmayacaklarını sloganlarla ilan edip toplantıyı yaptırmayan köylüler, özellikle kadınlar, maden tehdidini unutmuyor. Projenin etki alanına giren  Kısacık, Baharlar, Güzelköy, Akçin, Dağahmetçe ve Koşuburnu köyleriyle birlikte Kısacık Altın Madeni projesine karşı mücadeleyi başlatan Kaz Dağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği de konunun takibini sürdürüyor.

ÇED toplantısını yaptırmayan köylülerden "köylünün fendi madenciyi yendi pozu

ÇED toplantısını yaptırmayan köylülerden “köylünün fendi madenciyi yendi pozu

Güzelköylüler der ki: “El birlik olursak madenciler gider”

İşletmeye geçmesi halinde Kaz Dağları’ndaki yaşamı bitirmesinden endişe duyulan projeden bölgede yaşayanları haberdar etmek için her fırsatta bilgilendirme stantlar açıldı, broşürler dağıtıldı. Şimdiye dek beş binden fazla imza toplandı. Derneğin köylerde yaptığı toplantılarda köylülere altın madeninin işlenişi, doğaya ve insan sağlığına zararları, Çanakkale’de altın madenine, termik santrallere direnen insanların, kadınların hikayeleri anlatıldı.

Tüm bunların yanı sıra, geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlayan Güzelköy’de kadınların el emeği ürünlerini satışa sunabilmeleri için girişimler başladı. Derneğin kırsalda yaşayan halkın çevre mücadelesine aktif katılımını sağlamak amacıyla yürüttüğü “Kaz Dağlılar Doğasına Sahip Çıkıyor” projesi kapsamında düzenlediği seminerlerin gündeminde bu konu da vardı.

seminer1822541883927_6279787967108322296_n

Güzelköy’de “aracısız doğal ürün ağları” adımları

Küçükkuyu’daki seminerin konuşmacılarından Buğday Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Berkay Atik, bir yandan çevre mücadelesi yürütülürken, bir yandan bölgedeki köylülerin ekonomik kalkınmasına destek olunması gerektiğine dikkat çekti. Bu desteğin, köylülerin ürettikleri doğal, sağlıklı ürünlerin, güvenilir gıda arayanlara aracısız bir şekilde ulaştırılacağı “aracısız doğal ürün ağları” kurulması ile mümkün olabileceğini söyledi. Türkiye’deki ve dünyadaki “topluluk destekli tarım” ve “gıda toplulukları” hakkında bilgi veren Atik, Nusratlı Köyü Kültür ve Turizm Dayanışma Derneği’nin Güzelköy’e iyi bir örnek olabileceğini sözlerine ekledi.

güzelköy2_o

Kadın emeği değiştirir değdiği yeri

Kaz Dağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan, Çanakkale Ayvacık’a bağlı Nusratlı köyünün kadınları ile birlikte 2005 yılında kurdukları NusratDer‘de ürettiklerini satışa sunan, satılanları kayıt tutmak ve sipariş almak için bilgisayar kullanmayı öğrenen, birlikte hareket edip karar veren kadınların güçlerini yeniden keşfettiklerini, onların değişiminin köyü de değiştirdiğini anlatarak, Nusratlı köyündeki modelin Güzelköy’e taşınmasının çevre mücadelesini ve kadın dayanışmasını büyüteceğine inandıklarını söyledi.

Süheyla Doğan ve Nusratlı köyü kadınları

Zeytin direnişçilerinden Kaz Dağları’na canlı bağlantı

“Kaz Dağlılar Doğasına Sahip Çıkıyor” projesi seminerlerinin ikinci ayağı Güzelköy’deydi. Güzelköylü kadınların toplanma üssü olan eski ilkokuldaki buluşmada, Soma’nın Yırca köyüne görüntülü bağlantı yapıldı. Yırca Köyü Muhtarı Mustafa Akın, zeytin nöbetinde, termik santral direnişinde sivil toplum kuruluşlarıyla dayanışmalarını, seslerinin sosyal medyada kulaktan kulağa yayılıp kocaman bir çığlık olmasını anlattı. Kesilen zeytin ağaçlarının acısıyla termik santrali köylerine yaptırmama zaferinin bir arada yaşandığı günlerde kadınların direnişinin en önünde olmasının önemine değinen Mustafa Akın, Güzelköy’e ümit verdi. Güzelköylü kadınlar da Yırca’ya, Kaz Dağlarını, sularını, topraklarını, geçmişlerini altın madencilerine karşı el ele ve en önde savunmaya devam edeceklerine söz verdi.

güzelköy yırca470_o

Çanakkale Barosundan da tam destek

Güzelköy buluşmasına Çanakkale’den katılan Çanakkale Barosu Çevre Komisyonu Başkanı Avukat Ali Furkan Oğuz, Çevresel Etki Değerlendirme Kararları ve ruhsatların iptali için 2007 yılından bu yana 47 dava açtıklarını ve bu davaların hepsini kazandıklarını, Kısacık Altın Madeni projesine karşı Kaz Dağları köylülerinin yanında olduklarını söyledi.

13265908_1081830445216470_2938350581879025368_n

Kaz Dağları’nın Güzelköylü kadınları, altın madeni direnişinden üretime evrilen dayanışma hikayelerini kendi elleri ve sözleri ile yazıp anlattıkça, umutlu bir ses daha katılacak Yırca’dan Kaz Dağları’na, Cerattepe’den Alakır’a, Karabiga’ya dolaşan rüzgara.

11205602_10208460097728764_6990559902758199443_n

DSC_0727

https://yesilgazete.org/blog/2016/06/04/kaz-daglarinin-guzelkoyunde-cok-guzel-hareketler/

Kadınlar sokakta, kadınlar isyanda

Standard

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde Çanakkale‘nin sokakları mora, pembeye, sarıya, maviye boyandı. İsyan seslerine kadın kahkahaları karıştı.

kadınn018776278482065836_o

Çanakkale Kadın Platformu‘nun çağrısını yaptığı yürüyüş için yüzlerce kadın ve LGBTİ bireyler pankartları, düdükleri, cadı şapkaları ve gökkuşağı bayraklarıyla Dr. Mümtaz Pirinçciler Meydanı’nda toplandı.

kadınnn5824872082038970534_o

Meydanda kadın cinayetlerine, şiddete, ataerkil zihniyete, ayrımcılığa, baskıya, homofobiye karşı pankartlar dikkat çekerken, “Kadın, yaşam, özgürlük.”, “Jin, Jiyan, Azadi”“Kadınlar artık susmayacaklar.”, “Öz savunma haktır”, “Kadınlar barış istiyor.”, “Geceleri de sokakları da meydanları da terk etmiyoruz.”” Erkek adalet değil, gerçek adalet istiyoruz.” sloganları atıldı.

kadın730879975190583644_n

Basın açıklamasında artarak devam eden kadın cinayetlerine, adalet sistemine, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine,  kadınların yaşam haklarına ve tercihlerine müdahale eden söylemlere, bunlara karşı büyüyen kadın mücadelesine, hak taleplerine ve dayanışmaya dikkat çekildi.

kadın34551502974_n

Çanakkale Kadın Platformu’ndan Güleda Erensoy’un okuduğu açıklamada şu başlıklar öne çıktı:

Eşitlik ve özgürlük talebimiz, adalet talebinin kendisidir. Kadınlar erkeklerle eşit ve özgür olmadıkça adalet eksiktir, adalet fikri yaralıdır.”

2015’te 303, 2016’nın ocak ayında 36  kadın kardeşimiz öldürüldü. Birçoğunun katili her şeye rağmen tahrik, sevgi, iyi hal indirimleriyle adeta ödüllendirildi. Mahkemelerde “seviyordum”, “kıskandım” diyen, kravatını takan katillerin iyi halleri görüldü. 10 yılda %1400 artan kadın cinayetleri, bu ceza indirimlerinin ve bir türlü çıkmayan yasal düzenlemelerin sonucudur.”

“Biz kadınlar her türlü savaş ve şiddet ortamının birincil etkilenenleri olarak, savaşın ve şiddetin seçenek olarak hayatlarımıza ve çocuklarımıza dayatılmasına karşıyız.”

kadınn553_3355933562451423931_o

Basın açıklamasının ardından yürüyüş başladı. “Kadınlar yaşam, barış, özgürlük için yürüyor.”yazılı büyük pankartın arkasında, şarkılarla, alkışlarla, sloganlarla yürüyen kalabalık, Çanakkale Kordon’da renkli görüntüler oluşturdu.

kaıdn85_1109907282606941087_n

bendir

Yürüyüş  Truva Atının önünde son bulurken, burada kurulan sahnede yerini alan Dina Etnik Ensemble müzik grubu, kadınları,  8 Mart için besteledikleri “Çık Sokaklara” adlı şarkıyla karşıladı.

dina meydan

İlk kez geçen yıl 8 Mart’ta sokakta şarkı söyleyen ve bir yıldan bu yana müziğiyle kadın mücadelesine ve dayanışmasına omuz veren Dina Etnik Ensemble, konsere gelen kadın erkek yüzlerce kişiyi, kendisine şiddet uygulayan, fuhuşa zorlayan kocasını öldürdükten sonra “Hep mi kadınlar ölecek?” diye soran Çilem Doğan‘ın, kadınlara 8 Mart için yazdığı mektupla selamladı.

dina745_o

Türkçe, Zazaca, Gürcüce, Azerice şarkılar söyleyen Dina Etnik Ensemble’ın kadın müzisyenlerine  dans ederek, şarkı aralarında slogan atarak eşlik eden kadınların halayıyla konser sona erdi.  Çanakkale’deki 8 Mart yürüyüşü, erkek şiddetine karşı kadın dayanışmasının ve birlikte ses yükselterek mücadele etmenin önemini bir kez daha hissettirerek güç verdi.

Bu haber Yeşil Gazete’de yayınlanmıştır.

Kadınlar sokakta, Kadınlar isyanda

Dina’dan kadınlara şarkılı çağrı: ” Çık sokaklara”

Standard

Kadın cinayetlerine, kadına şiddete, ataerkil zihniyetin biçtiği, kadını görmezden gelen rollere, ayrımcılığa, baskıya, tacize,  tüm bunların artarak devam etmesine karşı derdini müzikle anlatan, müziğin birleştirici ve iyileştirici gücünü kadın dayanışmasına katmak için Çanakkale’de bir araya gelen kadın müzisyenlerden oluşan Dina Etnik Ensemble, kadınlara 8 Mart hediyesi hazırladı.

İlk kez geçen yıl 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü‘nde enstrümanlarıyla sokağa çıkan ve bir yıldan bu yana seslerini çeşitli dayanışma ve direniş konserlerinde, kadınlarla buluştukları alanlarda yaptıkları müzikle çoğaltan Dina, tüm kadınları sokağa çağıran bir şarkı yaptı.

dina kadınları

Dina Etnik Ensemble, soldan sağa Çiğdem Ergun Güvenç, Nazlı Ezgi Canbay, Dilan Özgün, Feryal Günal, Tuğçe Temir, Aslıgül Şahiner ve Bircan Katırcı

Çık Sokaklara

8 Martta kadınlarla meydanlara, sokaklara çıktıktan sonra Çanakkale‘de verecekleri konserin provalarını yine sokakta alan grup, “Çık Sokaklara” adlı bestelerini sosyal medya hesapları üzerinden paylaştı. “Ne çiçeğim ne de ‘bağyan’, kadınım ben ayan beyan” sözleriyle başlayan şarkı, ataerkil sisteme kafa tutuyor. Kadınlara  “Al sazı eline, bağıra çağıra çık sokaklara” dedikten sonra,  “Eksik etek demişler bana, akşamın körü ne işim varmış oralarda, kız kısmı içinden gülermiş, bacaklarını örtermiş” sözleriyle başlayan uzun havada Dina’nın kadınları bolca kahkaha atıyor ve toplumsal cinsiyetçi kalıplaşmış cümlelerle dalga geçiyor. 

 “Taciz tecavüz hakmış bana aman, sebebi de tutkulu aşkmış hey hey” sözleriyle devam eden şarkı, kadınları öldüren, şiddet uygulayan erkeklerin ve sistemin “hafifletici nedenlerini” tanımadıklarını ve susmadıklarını haykırırken, kadına karışan, hoyratça dokunabileceğini sanan bütün ellere çekil diyor.

dina sokak

Çok sesli, farklı dilli, benzer hisli…

Farklı kültürleri müzikle yorumlamak, dil, din, ırk, cinsiyet farkı üzerinden ayrıştırılan ve öteki olarak adlandırılanlar arasındaki sınırları müzikle kaldırmak, kadına şiddete, kadın cinayetlerine karşı “Kadın’la Barış” mesajıyla çok sesli, çok renkli, farklı dillerden şarkılar söyleyen Dina Etnik Ensemble, adını mitolojide yetmiş dilde konuşmayı öğreten melek olarak geçen Dina‘dan alıyor. Konserlerinde Türkçe, Rumca, Zazaca, Gürcüce, Ladino dilinde şarkılar söyleyen, Kazım Koyuncu’ya selam göndermeden geçmeyen, bazen davulu alıp halay çektiren Dina Etnik Ensemble, dünyanın farklı yerlerinde farklı zamanlarda benzer hikayeleri, özlemleri, acıları, aşkları, sevinci, kederi, şiddeti, ayrımcılığı yaşayan kadınların sesini kulaktan kulağa taşıyor. Feministlerin “Kadın kadındır, çiçek babandır” sloganı da her konsere coşku katıyor.

Dina Almanya yolunda

Dina Etnik Ensemble’ın müziği bir yılda Çanakkale sokaklarından Kaz Dağları’na, Bozcaada’dan Bursa’ya, İstanbul’a ulaşarak Almanya’ya kadar vardı. Grup, Göçmen Kadınlar Birliği‘nin davetlisi olarak 6 Mart Pazar günü Almanya‘da sahneye çıkacak. “Erkekler kadınları öldürmese, taciz, tecavüz etmese, sokakta evde, gece gündüz özgür olsak, erkek kafalarınızı da ellerinizi de hayatımızdan çekseniz, “kadınlar” dünyayı çiçek bahçesine çevirir, işte o zaman hayat güzel olur!” diyen Dina,  8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününde yine doğduğu sokaklarda, enstrümanlarıyla, kadınlarla omuz omuza,  “bağıra çağıra” müzik yapacak, hayatın güzel olması umuduyla…

ÇIK SOKAKLARA
Ne çiçeğim ne de ‘bağyan’
Kadınım ben ayan beyan
Tutkun aşkın sende kalsın
Çek elini hayatımdan

Ne giymişim ne sürmüşüm
Nasıl gülmüşüm karışma sana ne
Gece de benim sokak da benim
Oturmayacağım evde işte

Var mı laf eden bütün bunlara
Bedenim bana namusum bana
Takma kafanı bulaşıklara
Al sazı eline çık sokaklara
Çık sokaklara bağıra çağıra
Bağıra çağıra

Eksik etek demişler bana
Akşamın körü ne işim varmış oralarda
Kız kısmı içinden gülermiş, bacaklarını örtermiş aman,
taciz tecavüz hakmış bana aman
sebebi de tutkulu aşkmış hey hey
al aşkını çal başına
böreğini de pişir erkek başına

Dina Etnik Ensemble

 

 

 

Kaz Dağları’ndan Cerattepe’ye zeybek ve horonla selam

Standard

Artvin Cerattepe’de bakır madeni çıkarmak isteyen Cengiz Holding’e karşı günlerdir direnen Artvin halkına, Kaz Dağları direnişçileri horonlu zeybekli selam gönderdi. Çanakkale Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan yaklaşık 200 kişi, tulum ve kemençeyle horon, klarnet ve davulla zeybek oynayarak, ‘Cengiz’e Dur’ dedi.

artvin horon

İda Dayanışma Derneği’nin öncülüğünde bir araya gelerek Cerattepe direnişine destek vermek için geçtiğimiz günlerde Artvin’e giden Bozcaada Forum, Etili Çan Dayanışması, mahalle meclisleri, çeşitli meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan 27 kişilik grup, oradaki deneyim ve izlenimlerini Çanakkale halkı ile paylaşmak için “Zeybek – Horon Kardeşliği” etkinliği düzenledi.

cer

Çanakkale Karabiga’da termik santral, Artvin Cerattepe’de maden ile doğayı ve yaşam alanlarını tehdit eden Cengiz Holding’e karşı direnen iki bölge arasında kurulan dayanışmayı büyütürken, Cerattepe’nin mücadele ruhu Çanakkale’ye, Kaz Dağları’na ulaşıp moral verdi.  Üzerinde “Diren Cerattepe, Kaz Dağı seninle”, Diren Artvin, Çanakkale Seninle” yazılı pankartlarla dayanışmanın süreceği mesajı verildi.

artvin

Meydanda tulum ve klarnet art arda çaldı, önce horon ardından zeybek oynandı. Artvin direnişinde ortaya çıkan
“Cerattepe düşerse Kazdağı düşer” , “Cengiz’e dur de” sloganları bir kez  daha atıldı.

cerrr

Zeybek Horon Kardeşliği etkinliğinde Artvin’e telefon bağlantısı da yapıldı. Cerattepe direnişinin simge isimlerinden Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan, Çanakkale’nin horonlu zeybekli selamına, “Artvin’deki bütün canlılar adına destekleriniz için teşekkür ediyoruz. Yüreğimiz bir, mücadelemiz bir. Hep birlikte mücadele edersek kazanmama şansımız yok.” sözleriyle karşılık verdi. Nur Neşe Karahan, “20 seneden fazladır Artvin’de bütün canlılar adına yaşamı savunuyoruz. Cerattepe bölgesi bir dünya mirası, gelecek kuşaklara bırakılması gereken olağanüstü bir doğa. Bu maden sadece Artvin’in değil, hepimizin sorunu. Sonuna kadar mücadele etmeye devam edeceğiz ve inanıyorum ki kazanacağız. Başka Artvin yok, başka Kaz Dağları yok.” dedi.

neşe karahan

Telefonla Çanakkale halkına sesini duyuran bir başka Cerattepe direnişçisi Güllü Tekin’in, “Artvin bizimdir, bizim kalacak. Davamızda haklıyız. Mücadelemize sonuna kadar devam edeceğiz.” sözleri büyük alkış aldı.

artvin il

İda Dayanışma Derneği Başkanı İlhan Pirinçciler, “Artvin’in kadın, erkek, siyasi parti, yaş, meslek ayrımı gözetmeyen birleşik mücadelesini, samimiyetini, zerafetini ve direniş ruhunu Çanakkale’ye taşımak istedik. Cengiz Holding sadece Artvin’de değil, Karabiga’da da doğa talanı yapıyor. Karabiga’nın doğa harikası kıyılarında, halkın direnişine rağmen yasadışı termik santral inşa ediyor. Artvinliler  Cerattepe’de Cengiz Holding’e nasıl dur diyorsa, biz de Karabiga’da, Ağı Dağı’nda, Kaz Dağları’ndan dur diyoruz Cengiz ve Cengiz gibi şirketlere.” dedi. Yaklaşık iki saat süren etkinlik, tulumun ses verdiği horonla sona erdi.

 

 

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali Çanakkale’de: Hem renk hem de dans…

Standard

Bazı hikâyelerin hayata bakış açısını kökten değiştirebileceği ve bazı filmlerin izleyici önünde yeni pencereler açacağı anlayışıyla sekiz yıldır yaşama, insana, doğaya dokunan, bir şeyleri değiştirme arzusuna coşku katan filmleri perdeye taşıyan Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali (SYFF), bu yıl eş zamanlı gerçekleştiği 20 farklı şehirden, farklı etkinlikler ve etkilerle geçti. Sürdürülebilir Yaşam Kolektifinin “Siz de yapabilirsiniz” çağrısına kulak veren yerel ekiplerin işbirliği ile, iklim değişikliği, tarım, enerji, su, ulaşım, tüketim konularında, aynı gökyüzü altında başka coğrafyalarda karşılaşılan birbirine aşina sorunların nedenlerini sorgulayan 30 belgesel ve kısa film gösterildi. Programda yer alan filmlerden biri, festivalin 20-22 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen Çanakkale ayağına ilham verdi, yaşları 30 ile 75 arasında değişen on kadın, hayatlarında ilk defa sahneye çıktı, dans etti.

Dansın gücü adına!

ssyf17_6304211787260385216_n

Bir süre önce Çanakkale’ye yerleşen dansçı Esra Yurttut, ödüllü yönetmen Peter Goldsmid’in dansın dil, ırk ve yaş bariyerlerini aşarak iki sokak çocuğunun hayatını nasıl dönüştürdüğünün hikayesini anlattığı “Sokaktan Çıkış Dansta / Dance Up From The Street” adlı belgeselinden çok etkilendi ve film üzerine festival izleyicileriyle dansın dönüştürücü gücünü konuşmak yerine bunu deneyimlemelerini istedi. Yolu, Esenler Sosyal Yaşam Evi’nden kadınlarla kesişti. Esra Yurttut, SYFF Çanakkale sahnesinde onlarla birlikte gerçekleştirmek istediği hayalini anlatınca kimi daha önce hiç dans etmediğini öne sürdü, çekindi, kimi hareket olur, değişiklik iyi gelir dedi ve böylece dansın daveti 10 kadının gönlünü çeldi.

O zaman renk ve dans…

ssyf83_n

Sadece iki prova alarak “tanışma oyunu” gösterisini hazırlayan kadınların üçüncü kez buluştukları yer sahnedeydi. Sokaktan Çıkış Dansta filmini birlikte izledikten sonra sahneye çıkıp dans eden kadınların mutluluğu ve enerjisi izleyicilere de geçti. Daha önce hiç sahneye çıkmamış, dans etmemiş kadınların dansın dönüştürücü gücünü deneyimledikleri beş dakika süren gösterinin üzerine yapılan söyleşide, dansla sağlanan ruh, beden, zihin bütünlüğü, denge, duygular, özgüven, dansla aramıza koyduğumuz engeller, önyargılar ve bunları aşmanın mümkün olduğu konuşuldu.

“Herkesin bir dansı var.”

Böyle bir deneyimi ve hikayeyi paylaşmaktan bir hayli memnun olan dansçı Esra Yurttut, “İzlediğimiz filmde, tutunacak bir şeyi olmayan insanların sadece dans ettikleri, hareket halinde oldukları için mutlu olduklarını görmek çok düşündürücü ve ilham vericiydi. Farklı hayatlardan, farklı kişiliklerde yaşları 30 ile 75 arasında değişen 10 kadınla dans ettik. Ben yönlendiriciydim ama hepimiz birbirimize bir şey öğrettik. İletişimimizi dans üzerinden kurduk. Hiç konuşmadan sadece hareketlerle anlaşabileceğimiz, birbirimize izin verdiğimiz ve saygıyla izlediğimiz bir dil oluşturduk. Bu dans, hepimizin dansıydı. Kadınların dans edebiliyorum, benim bir gösterim var özgüvenini ve aramızda doğan  sevgiyi izleyen herkes hissetti.” dedi.

ssy946906_n

Esra Yurttut, ritm duygusunun kalp ritmiyle birlikte başladığını, çocukken dans ettiğimizi ama zamanla araya engeller girdiğini, dansı hatırladığımız an dönüştürücü gücünün hayata, doğaya ve kendimize olan bakışımızı değiştireceğini anlatarak, “Ama ben dans edemem ki” diyecek olanlara yanıt verdi: “Herkes dans edebilir. Yüksek bir beklenti içine girmeyip kendinle uyumlu olunca, kendini kabul edince ortaya bir dans çıkıyor. Duygular dengeleniyor, şifası da burada başlıyor. Kendimizi bedenimizle ifade etme niyeti, ben dans edemem engelini ortadan kaldırıyor, önyargıları yıkıyor. Kendini tanımak, sınırlarını bilmek, kendi bedeninle merakla ilişkiye geçmek… Kollarım gerçekten nerede, hareket alanım ne kadar? Üzgünken ya da  mutluyken bedenim nasıl bir pozisyonda? Bilinçli olarak bunlarla oynarsam duygularım da değişir mi? Bütüne farklı şekillerde bakmak, bedene araştırmacı olarak yaklaşmak… İşte bunlar hep dans.”

Çanakkale SYFF’de kentten kırsala değişim ve mücadele

Erkan Yavuz Deneysel Sanat Atölyesi’nde PAN Görsel Kültür DerneğiÇOMÜ Sinema ve Medya Topluluğu ile ÇOMÜFOT tarafından gerçekleştirilen festivalde, kentten ayrılıp kırsala yerleşenler ile kırsalda alışageldikleri yaşamları termik santrale karşı mücadele ederken değişenlerin hikayeleri de anlatıldı. 11 kömürlü termik santralin planlandığı Çanakkale’de termik santral inşaatının devam ettiği Karabiga’da yaşayan 65 yaşındaki Asiye ÖgeKarabiga Temiz Doğa Derneği adına katıldığı söyleşide yaşadıklarını anlattı: “Karabiga’da termik santral olmasın diye ne yürüyüşler yaptık. ÇED toplantısında kapıların önüne oturduk, yetkilileri içeri sokmadık ama imzalandı dediler. Davalar açtık, kazandık ama inşaat devam ediyor. Termik santral kurdukları yerde Parion Antik Kenti var, Akdeniz fokları, caretta carettalar var. Hadi insanları düşünmüyorlar, onları da mı düşünmüyorlar?”

asiye

“O termik santraller çalışmaya başlarsa, yaşanmaz Biga’da”

“Çanakkale’nin en verimli toprakları Biga Ovası, siz bunu yok ettikten sona her yer para olsa ne yazar? Bekirli ve Değirmencik’deki termik santrallerden bu yıl bütün meyvelerimiz, zeytin ağaçlarımız kurudu. Bahçemde organik tarım yapar ürettiğimi pazarda satarken bahçemin ortasından geçen yolu dere ıslahı yapıyoruz diyerek santrale yol yapmak için kazdılar. Zorla on dönümlük üzüm bağımı, zeytin ağaçlarımı kestiler. Kepçelerle tapulu bahçemden toprak alıp denizi doldurdular. Mahkemeyi kazandık ama bunlarla baş edemiyoruz. Termik santralleri istemiyoruz. Birleştiler,doğayı yok edecekler. Biz de sonuna kadar mücadeleye devam edeceğiz.” diyen Asiye Öge, doğayı ve yaşamı savunan herkesi termik santrallere karşı birlikte direnmeye çağırdı.

Filmlerden hikayelere kelebek etkisi

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivalinin Çanakkale ile ikinci buluşmasını Yeşil Gazete için değerlendiren organizasyon ekibinden Tuğba Gürbüz, Asiye Öge’nin hukuk mücadelesini anlatmasının çok değerli olduğunu belirterek, “Veriler üzerinden yaşananları çok algılayamıyoruz. Acıyı ve oradaki hukuksuzluğu anlamamız için insanlar üzerindeki değişimi, etkiyi görmemiz gerekiyor. Asiye Teyze’nin hikayesi hepimizi çok etkiledi. Eminim ki bu hikayeyi bilen insanlar bu mücadeleye dahil olacaklar.”dedi. Üniversite öğrencilerinin festivale kolaylaştırıcı ve izleyici olarak katılmalarının, şimdiye dek hiç dans etmeyen kadınların sahnedeki performansı kadar festivale renk kattığını söyleyen Tuğba Gürbüz, başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanarak hayatlarını toprakla, doğayla bağ kurarak değiştirmek üzere yola koyulanların hikayeleriyle Kaz Dağları’ndan Karabiga’ya altın madeni ve termik santral mücadelesi hikayelerinin buluşmasının herkese ilham ve güç verdiğini ekledi.

ssyf9369_361906970820839136_n

“Birbirimize ihtiyacımız var.”

Organizasyon ekibinden Emine Sürücü ise festivalin açılışında kurulan yerel üreticilerin ürünleriyle donatılmış masanın festivalin özü ile bağdaştığını ve artık bir gelenek haline geldiğini söyleyerek SYFF’nin herkese iyi geldiğine dikkat çekti: “Çanakkale termik santral ve altın madenciliği bakımından çok dertli ve insanlar zaman zaman  umutsuzluğa kapılıyorlar. Sürdürülebilir Yaşam Kolektifinin festival için seçtiği filmler önce benzer sorunları anlatıyor, sonra da dünyadan farklı örnekler vererek insanlar bunların üstesinden nasıl gelmiş ve siz neler yapabilirsiniz noktasında umutlandırıyor. Ben de bir şey yapabilirim diyorsunuz. Festival sayesinde Kaz Dağları’nda farklı yerlerinde yaşayan, farklı ama özünde aynı sorunlarla uğraşan insanlar arasında bağ oluştu. Hikayelerini paylaştılar ve mücadeleye birlikte devam edecekler.” dedi.

Belki şehre bir film gelir!

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivalinde şimdiye kadar gösterilen belgeseller, http://www.surdurulebiliryasam.tv/ adresi takip edilerek izlenilebilir. Önümüzdeki yıl  festival ekibinin “Siz de yapabilirsiniz” çağrısına kulak verir yerelde oluşturacağınız ekiple gönüllü iş birliğine girerseniz, sizin de şehrinize festival gelebilir.

( Bu yazı, 28.11.2015 tarihinde Yeşil Gazete ‘de yayınlanmıştır.)