Monthly Archives: Şubat 2017

Kazdağı STK’ları iklim için buluştu, ‘Birlikte Yeşil Enerjiye’

Standard

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nin yürüttüğü “Birlikte Yeşil Enerjiye” projesinin hedeflerinden biri olan iklim değişikliğiyle birlikte mücadele için, Kazdağı ve yöresindeki sivil toplum kuruluşları bir araya geldi. Proje kapsamında, iklim değişikliği konusunda çalışan STK’lar arasında bir ağ oluşturmak üzere planlanan yüz yüze buluşmaların ilki, derneğin Küçükkuyu’daki binasında, Çanakkale, Edremit, Bozcaada, Akçay, Altınoluk ve Ayvalık’ta çevre konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarından yaklaşık  50 kişinin katılımıyla gerçekleşti.

İklim için STK ağı

Birlikte Yeşil Enerjiye projesi, iklim değişikliğiyle mücadele eden STK’lar arasında ağ oluşturarak farkındalık yaratmayı, yenilenebilir enerji üretimi ve kullanımı konusunda bilinç yükseltmeyi amaçlıyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Projesi – Küçük Hibeler Fonu tarafından desteklenen projenin ortakları arasında Küçükkuyu Belediyesi, Ege ve Marmara Çevre Belediyeler Birliği, Genç Troya Derneği ve Yeşil Düşünce Derneği yer alıyor. Proje kapsamında oluşacak İklim İçin STK Ağı ‘nın katılımı ile yapılacak yüz yüze buluşma toplantılarında, iklim değişikliğine neden olan etmenler, örgütlenme ve savunuculuk, sivil itaatsizlik, kadının mücadeledeki rolü başlıkları konuşulacak. Nisan ayının ortasında son bulacak toplantılardan  ortak bir strateji planı çıkarılacak.

stk

Projeyle ilgili diğer ayrıntıları, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan anlattı: “Yenilenebilir enerji kaynakları ve enerji verimliliği, alternatif enerjiler konusunda bir çalıştay yapacağız ve derneğimizin bahçesine, model olması açısından güneş enerji sistemi kuracağız. İnternet sitemizden İklim İçin STK Ağı’na dahil olan tüm STK’ların iletişim bilgilerine, projeyle ilgili gelişmelere, yüz yüze buluşmalardan çıkacak sonuç kitapçıklarına ulaşılabilecek.”

Projenin diğer hedefi, enerji kooperatifçiliğine özendirmek

Süheyla Doğan, sözlerine şu çağrıyla devam etti: “İklim İçin STK ağını genişletmek için özellikle doğa koruma konusunda çalışan STK’ları projeye davet ediyoruz. Birlikten güç doğar. Projenin, enerji kooperatifleri ile ilgilenenleri mevzuat hakkında bilgilendirmek, bununla ilgili engeller ve nasıl aşılabileceği konularında çalışma yapmak, yurt dışında enerji kooperatifleri yerel yönetim uygulamalarını ziyaret edip inceleyerek, bu bölgede de bir enerji kooperatifi kurmanın adımlarını atmak hedeflerine birlikte ulaşalım istiyoruz.”

stk-suheyla-dogan

(Süheyla DOĞAN)

Proje kapsamındaki yüz yüze buluşmaların ilki, “Kazdağı ve Yöresinde İklim Değişikliği’ne Neden Olan Etmenler” başlığı altında, İklim Bilimci Prof. Dr. Murat Türkeş, Ziraat Mühendisi Hicri Nalbant, Doktor İlhan Pirinçciler’in konuşmacı olarak katılımıyla gerçekleşti.

İklim değişikliğinin olumsuz etkilerini, Kazdağı dengeler

Prof. Dr. Murat Türkeş, Kazdağı ve yöresinde gözlenen ve beklenen iklim değişikliğini, bölgenin coğrafi koşullarını, bugünkü ekosistemini, toprak – su dengesini, sıcaklık, nemlilik, yağış rejimlerini haritalarla destekleyerek açıkladı: “İklim değişti, kışlar çok ılık ve az yağışlı, yazlar çok sıcak, bazen çok yağışlı oldu. Kazdağı ve yöresi, iklim değişikliğinden çok etkilenecek alanlardan biri. Buharlaşma, yağıştan fazla ve bu da yıllık su açığı olduğu anlamına geliyor. Bu bölge bir kış yağış almazsa kuraklık iki yıl sürebilir. Yaz kuraklığı da düşünülünce bir damla su bile çok yaşamsal ve önemli. İklim değişikliği Kazdağı’nı olumsuz etkiler. Kazdağı’nın üzerinde yaptığımız bütün olumsuzluklar da Kazdağı’nın olumlu etkilerini en aza indirger. Kazdağı bir bütün halinde korunursa iklim değişikliğinin olumsuz etkilerini dengeler. Altın madenciliği, termik santraller ve ağır sanayi, bu dengeyi bozuyor. Kaz Dağları’nın metalik madenciliğe ve termik santrallere verecek suyu yok.

(Hicri Nalbant – Prof. Dr. Murat Türkeş – Dr. İlhan Pirinçciler)

Lapseki’nin kirazı, şeftalisi, termik tehdidinde

Ziraat Mühendisi Hicri Nalbant, yöredeki tarımın iklim değişikliğinden nasıl etkilendiğini anlatırken, Çanakkale ve çevresinde planlanan termik santrallerin tarımsal üretime verdiği zararlara dikkat çekti: “Karabiga bölgesine 18 bin megawatt termik santral kurma çalışmaları var. Bir kısmı planlandı, bir kısmı ÇED aşamasında. ÇED iptalleri için davalar açmaya ve mücadeleye devam ediyoruz. Termik santrallerin baca gazları çok uzak mesafelere yayılıyor. Asit yağmuru olarak ormanların, su kaynaklarının, tarım alanlarının üzerine yağıyor. Termik Santrallerden enerjiyi dışarıya dağıtan yüksek gerilim hatları, tarım alanlarının, meyve bahçelerinin üzerinden geçiriyor. Çanakkale’nin tarımı bundan etkilenmeye başladı. Lapseki’de dünyanın en değerli nektarini, şeftalisi, kirazı üretiliyor. Çiftçiler para da kazanıyor bu topraklardan ama şimdi, kendilerine göre iyi paralarla, köprü inşaatı için topraklarını satmaya başladılar. Çanakkale’de tarımı bekleyen bir diğer büyük tehdit de bu, tarım toprakları hızla el değiştiriyor.

“Çan halkı kirli hava soluyor”

Birlikte Yeşil Enerjiye projesinin destekçilerinden olan İda Dayanışma Derneği’nin yönetim kurulu başkanı Dr. İlhan Pirinçciler, temiz hava en önemli insan haklarından biridir diyerek kirli havanın iklim değişikliği ve insan sağlığı üzerine etkilerine değindi: “Çanakkale Yenice’ye, Karabiga’ya, Çan’a yapılmak istenen kömürlü termik santraller bize uzak diye kimse düşünmesin. Çanakkale, neredeyse yılın tamamı rüzgar alan bir boğaz kenti. Santrallerde yılda 3,5 milyon ton kömür yakılacağı ve çıkacak küllerin en az 50 kilometre alana uçuşacağı gerçeği düşünülürse, bu hava kirliliği, hipertansiyon, migren, kalp damar hastalıkları, kronik nefes hastalıkları ve psikolojik sorunlara sebep olacaktır. Çan Termik Santrali bunun en somut örneklerinden biri. Raporlar, Çan’da yaşayan insanların yılda en az 270 gün kötü hava soluduğunu gösteriyor.”

İklim için STK Ağı’nın diğer yüz yüze buluşma toplantıları konuları ve konuşmacıları şöyle:

Gönüllülük, Sorumluluk, Örgütlülük: Uygar Özesmi – 25 Şubat Cumartesi ( Çanakkale)

Şiddetsiz İletişim, Sivil İtaatsizlik, Savunuculuk: Eylül Özyürek, Pınar İlkiz – 11 Mart Cumartesi (Ayvalık)

İklim Değişikliği ile Mücadele ve Kadının Rolü: Menekşe Kızıltepe – 25 Mart Cumartesi – (Küçükkuyu ya da Bozcaada)

İklim Değişikliği İle Mücadele İçin Strateji Planı Önerileri: Ümit Şahin, Mert Altıntaş, Güneşin Aydemir. 8-9 Nisan- (Küçükkuyu)

(Bu haber, 20.02.2017 tarihinde Yeşil Gazete ‘de yayınlanmıştır.)

 

Reklamlar

Bu bahçeye çocukların eli değdi! Toprağa üreterek mutlu olmanın sevinci, bereketi sindi

Standard

Şehrin içinde bir okul bahçesi… Tenefüs ziliyle sınıftan fırlayan çocukların neşeli sesleriyle doldurmasına, beton zemininde top ve birbirlerinin peşinden koşturmalarına aşina olduklarımız gibi… Bu bahçeyi diğerlerinden ayıran özelliği, içinden sevgi, emek, heyecan, merak, iş birliği geçen  “organik tarım çalışmaları” köşesi.

dsc_1676

Çanakkale Şinasi ve Figen Bayraktar Ortaokulu‘nun rehber öğretmeni Gülşah Çırnaz’ın bir süredir aklındaydı griye bakan okul bahçesinin yüzünü öğrencilerle birlikte yeşile döndürme fikri. Teknoloji Tasarım Öğretmeni Tülay Pehlivanlı‘nın derste çocuklarla birlikte, yedikleri bir meyveyi çekirdeğinden üretmeyi deneyeceklerini duyunca, bu iki fikir acaba birleşebilir mi, dedi. Destek alınca başladı toprak, tohum ve çocuğun okulda buluşma hikayesi…

kurek

Okul bahçesinin bir kenarında üzerini ot ve molozların kapladığı boş bir alan vardı. Çocuklar eline kazma küreği aldı, Çanakkale Belediyesi’nin de yardımıyla otlar ve moloz yığını temizlendi, ortaya tertemiz toprak çıktı. Toprağın analizi yapıldı, ekilen tohumlar tutardı!

dsc_0994

Tohumların organik olmalıydı. Gülşah Öğretmen, İl Tarım Müdürlüğünü aradı, süreci anlattı. ‘Çok güzel  fikir, biz de böyle bir okul arıyorduk.’ cevabını alınca bundan sonrası birlikte planlandı. Hangi ürünler dikilecek, nasıl yetişecek? Çocuklar haberdardı okul bahçesinde organik tarım yapacaklarından. Tüm sınıflardan gönüllü öğrenciler toprağı çapalayarak işi öğrenmeye koyulmuştu çoktan. Tohumların toprakla buluşma vakti geldiğinde heyecanla ‘bahçenin’ başında toplandılar.

dsc_1065

Bu işte herkesin eli var

Toprağa keçi gübresi karıştırıldı. İl Tarım Müdürlüğü yetkilileri ve ziraat mühendisleri, çocuklara tohumların nasıl ekileceğini, nasıl sulanması gerektiğini anlattı. Organik tohumlar ve fideler çocukların ellerinden özenle, sevgiyle toprağa karıştı.

cocuk

Marul, roka, maydanoz, tere, soğan, salatalık, karpuz, çilek, fasulye, börülce ve patlıcan. Şimdi geriye güzelce ve yeterince su vermek, gün gün nasıl büyüyeceklerini izlemek, bahçeyi bürüyecek yeni otları gözlemek kalmıştı.

buyume

Sosyal medya aracılığıyla bahçeden haberdar olup çocukları bahçede izlemek, anlatacaklarını dinlemek için okula gittiğimde, Hazirandı. Karşımda küçük alanı özenle bölümlere ayrılmış ve her birinde başka bir sebze büyüyen, bu haliyle kocaman gözüken bir bahçe vardı! Nisan ayında toprağa kavuşan tohumlar, fideler büyümüş, bahçeden toplanan kabaklardan yapılan mücverden bana bile düştü.

13445359_10154377850548777_6892279543285133157_n

Akşamüstüydü ve bahçenin sulanması gerekiyordu. Çocuklar ve Gülşah Öğretmenleri kocaman bir hortumla her bir kökü özenle suladı. Bir yandan okulun artık yaşayan yemyeşil bir bahçesinin olduğunu, çocukların sorumluluk aldığını, hatta sulama ve çapayı ilk zamanlar kendisi yaparken artık onların takip ettiklerini anlatan Gülşah Öğretmenin bu işten keyfi yüzüne yansımıştı. Bahçe fikrini ilk ortaya attıklarında okul yönetiminden çok destek aldıklarını ancak bazı eğitimcilerin “Olmaz bu iş, kırarlar, sorumluluk alamazlar, zarar verirler. Kendini boşa yorma” gibi yaklaştığını anlattı.

16684381_10154965484516585_5854840480077078514_n

İyi ki denediler, toprağı çok sevdiler

Tüm bunları çocuklara söyleyerek, onları ikaz ederek değil uygulayarak, yaşayarak görmeleri gerektiğine inanıyordu ve her şeye rağmen vazgeçmedi: “En kötü ihtimal kırarlar, tohumlar tutmaz, ürün vermez, böceklenir ama en azından denedik ve olmadı deriz. Denemeden olmadı demek bana çok mantıklı gelmiyor. Şimdi herkes çok mutlu, sonuçtan oldukça memnun. Bahçeyle ilgileniyor, fikir veriyorlar. Hatta bugün yedikleri mücverin bahçeden olmasına çok şaşırdılar.”

16681866_10154965479511585_8839109274931460652_n

Gittiğimde okulların son haftasıydı ve bahçelerinden bir süre uzak kalacak olmanın burukluğunu yaşayan çocukların nöbetleşe gelip sulamaya devam edeceklerini söylemeleri, emeklerini sahiplenmelerine kanıttı. Bahçeye okuldan olduğu gibi mahalleliden de ilgi vardı. Yoldan geçerken çocukları bahçede görüp izleyenler, böyle sulanmaz, bak çapa böyle yapılır diye eline alıp gösterenler de imecenin parçasıydı.

img-20160531-wa0010

Bahçenin küçük ellerinden Ece Su, Ege, Arda, Büşra, Muhammed, Egemen, Elif, Ahmet, Yaren ve Umut ile konuştuk üretmenin, toprağa değmenin, birlikte emek vermenin, ektiklerinin büyümesini izlemenin, yemenin ve tüm bunların okulda olmasının onlar için ne ifade ettiğini. Hislerini ve deneyimlerini öyle bir tarif ettiler ki…

16730682_10154965481126585_5198171758475741072_n

“Mutluluk geldi üstüme elim toprağa değince.”

“Roka ekerken çok eğlendim, tohumları saçtık toprağa, ezdik. Teyzem pazarcı, bizde de roka vardı. Nasıl olduğunu bilmiyordum, zormuş.”

“Babam köyde hep yapıyordu bu işleri, ben hiç yapmıyordum. Top oynuyordum, babam da elletmiyordu. Burada otları koparırken elim ilk defa toprağa eğdi ve çok mutlu oldum. Sulama ve çapa yapmayı öğrendim. Artık ona yardım ederim”.

dsc_1775

“Tükettikçe mutsuz olacağımıza ürettikçe mutlu olduk.”

“Bu etkinlik bütün okullarda yapılmalı. Ortaokulla ilgili güzel bir anımız oldu. Okula bir iz bıraktık. Beton duvarların arasında yaşayanlar, toprakla hiç tanışmayanlar var. Toprakla tanışmaları gerek. Anlayacaklar, toprak çok güzel bir şey.”

“Çocuklar bilgisayarda tarım oyunları oynuyorlar. Aslında bunları yapsalar daha çok hoşlarına gideceğine eminim. Özlerine dönmüş olacaklar. Geçmişte atalarımız böyle yaparmış, kendileri ekip kendileri biçermiş.”

16649299_10154965483996585_3597653270836208759_n

“Her zaman tüketici değil, biraz da üretici olmak iyidir.”

“Alırken para veriyoruz ya, çiftçiler daha çok paraya satmak isteyince biz de almıyoruz. Şimdi biz çok özen gösteriyoruz, satsak biz daha da çok paraya satarız, kıyamıyoruz.”

“Toprakla uğraşmak çok güzel bir duygu. Köydeki insanları anladık, onlarla empati yaptık. Hazır alınca çok kolay olduğunu düşünüyoruz ama zorluklarını da görmüş olduk.”

dsc_1965

“Bir canlının büyümesi, onu gözlemlemek heyecanlı.”

“Kendi ürettiğimizi yemek daha tatlı. Biliyoruz nasıl olduğunu, satın almaya benzemiyor. Bugün yedimiz mücver çok lezzetliydi. İlk başta, daha bu bahçe olmadan önce, ben fazla olmayacağını düşündüm toprağa değer vermeyenler varsa okulda diye. Bir ay sonra baktım bozulmamış, demek okulda saygı varmış.”

“Gülşah Öğretmenimiz ilk gelip söylediğinde dersten yırttık sandık, sevindik. Diktikten sonra güzelleşmesini sağlamak için toplandık, çalıştık. Herkes çok uğraştı. Böyle şeylerle ilgilenmek huzur verici.”

dsc_0015

 “Doğada olmak daha iyi oluyor, insan daha iyi öğreniyor.”

“Köyde çalışıyordum, alışkındım, çok özlemişim. Buradaki farklıydı, orada her yer ağaçlık tarla, burada arkadaşlarımızla yaptık ve betonların arasında.”

“Bitkilere nasıl davranacağımızı öğrendik. Onların  da bizim gibi duyguları olduğunu. Bir arkadaşımla tartışmıştım, birlikte bahçede iş yaptık, barıştık. Saygıyı ve sevgiyi öğrendik. Epey merak ediyorum büyüdü mü diye, gurur duyuyoruz. Devam etmek istiyoruz.”

dsc_0052

Çocukların birbirlerinin sözlerini tamamlayarak anlattıklarını kocaman bir gülümsemeyle dinleyen rehber öğretmenleri Gülşah Çırnaz, çocukların kendi aralarındaki iletişimin değiştiğine, sınıftan çıkmayanların sosyalleştiğine, bazı derslerde başarısız olanların bahçede ürettikçe kendilerini daha iyi hissettiğine, onlara farklı bir alan açılmasının önemine vurgu yaptı:

Toprağın birleştirdikleri

“Sınıfta birbirlerine bağırarak bir şeyler anlatırken bahçede, zarar vereceksin dikkatli ol, hortumu oradan taşıma böyle taşı, çapayı yanlış yapıyorsun şöyle yap gibi konuşmalar başladı. Bilenler bilmeyene gösterdi. Birlikte yapıldı her şey ve iletişim değişti. Benim için de öyle, onlara daha yakın hissediyorum kendimi, bizi toprak birleştirdi.”

toplu

“Çocuklar kendiliklerinden anlattı, özümüz toprak. Benim çocukluğum da toprağın içinde geçti. Dört duvar arasındaki eğitime karşıyım. Daha çok doğaya çıkmalı, toprakla iç içe olmalı. O anlamda da iyi geldi  burada toprağa dokunmak. Buna ihtiyacımız var. Çocukları da tohum gibi görüyorum, biz toprağın suyunu, güneşini ne kadar iyi verirsek, o da iyi ürün verecek. Çok klasik bir laf belki ama ne kadar doğru,  yaşayarak görmüş olduk. Amacımıza ulaştığımızı düşünüyorum.”

kolajj

Bahçe ilham versin herkese

Bu işin bir imece sonucu oluştuğunu, emeği geçen okul yönetimine, çalışanlarına, öğretmenlere, mahalleliye, köylülere, ziraat mühendislerine, belediyeye, il tarım müdürlüğüne ve öğrencilere teşekkür borçlu olduklarını ifade eden Çırnaz, bahçenin diğer okullara da ilham vermesini diledi: “Okul bahçelerine beton döküyorlar. Çocuklar betonda koşuyor, düşünce canları acıyor. Toprak alanlar artmalı okullarda. Biz yapabildik, umarım duyanlara umut verir bahçemiz ve onlar da yapabilirler ilkbaharda.”

se

Çocuklar bahçelerine geçtiğimiz kasım ayında kışlık ıspanak, roka, soğan, pazı ekti. Sabırsızlıkla baharı bekliyorlar şimdi. Kompost yapmak, kuşlar için ev boyamak, damlama sulama sistemi oluşturmak, takas şenliği, bahçenin ikinci bahar planları arasında. Çocuklar umut da ekecekler hepimiz için elleri değdikçe toprağa, tohuma… Sevgiyle, birlikte ve ulaşması temennisiyle kurda, kuşa, aşa..

(Bu yazı, 12.02.2017 tarihinde  Yeşil Gazete ‘de  yayınlamıştır.)

Ressam Cemil Onay: ‘İnsan isterse bir adada dünya yaratır’

Standard
Ressam Cemil Onay: ‘İnsan isterse bir adada dünya yaratır’

Cemil Onay’ı Bozcaada halkı yıllardır tanıyor. Evlerinde, bahçelerinde onun yaptığı resimleri, heykelleri saklıyor, olur da elinde tuvaliyle bir koyda, bağda, bahçede görürlerse kolaylık diliyor. Son yıllarda adaya gelenlerse ismini duvarlara çizdiği şahane resimlerden biliyor. Sırf fotoğraf çektirmek için sokak sokak o resimleri arıyor. Ressam Cemil Onay adanın resim öğretmeni. Adayla artmış renkleri, çizgileri. Adanın rüzgarı estikçe, kargalarını dinleyip hikayeler öğrendikçe resmetmiş hissettiğini. Sergisini gezen adalı bağcılardan biri, Hocam sen bizim adanın rüzgarını çizmişsin demiş. “Rüzgarı boyayan adam” kalmış o vakitten beri ismi. Resim tutkusu çamurdan gelirmiş. Fırçayı bırakan elleri çamura bulanır, neşeli heykellere ilham olurmuş lodosun getirdikleri. Masal gibi anlatır, oyun gibi çağırırmış sergilerine izleyenleri. Cemil Hocamızla buluştuk adada lodosun estiği günlerden biri. Şöhreti anakarayı saran resimlerini, bununla ilgili hislerini, adada olma halini, sergilerini, ada duvarlarına çizmek istediklerini konuştuk. Göz Kırpan Kızın tılsımına mahzar olduk.

Bozcaada’nın köşe başlarını hikayeler tutuyor ya, Cemil Onay’ın hikayesi ne zaman, nasıl başladı adayla?

Tayinle geldim adaya. 19 yıldır resim öğretmeniyim burada. Malatya’da çalışıyordum, eşdeğer yer burasıydı. Baştan korktum ama sonra Özcan Germiyanoğlu ile tanıştım ve bu resim hayatımı güçlendiren bir şey oldu. Rengigül Sanat Galerisi’ni bilinen, İstanbul’da konuşulan bir galeri haline getirdik beraber.

Bozcaada’nın sokaklarını Göz Kırpan Kız, Kanatlar, Kediler diye tarif eder, yürürken duvarlarda resim arar olduk.

Resimlerimin o duvarlarda, gizli yerlerde olması bilinçli, benim tercihim. Sanatı fazla göze sokmayı sevmiyorum. Tuvaletin duvarına resim yapsam herkes görecek, Göz Kırpan Kızın önünden geçip görmeyenler var. Gizli olması hoşuma gidiyor. Eşim görmüş, dört kız gece saat on birde bulmuşlar, bütün gün aramışlar. Gelibolu’dan Göz Kırpan Kız için geldik diyenler var. Beş resim daha yapacağım. Onlar da gizli yerlerde olacak. Tam kilisenin karşı köşesine beyaz kanatlı bir martı, göz kırpan kızı bir de yandan görünüşlü yapmayı düşünüyorum. Bağ evinin duvarına da bir resim yapacağım. Salhane’ye giderken kayalardan birini de heykel yapmak var aklımda. Sokakların böyle anılması, resimlerin aranması, esnafla gelenler arasında değişik, samimi diyaloglar kurulması hoşuma gidiyor.

Duvar resimlerinizin bu kadar ilgi göreceğini, ünlü olacağını tahmin eder miydiniz?

‘Göz Kırpan Kız’ı tahmin ediyordum, kargayı da, diğerleri daha anlatımlı şeyler olduğu için ciddi kaldılar. Selfie diye bir gerçek var ve insanlar resme dahil olmak istiyorlar. Karga kanatlarını çekip kanatlarım var ruhumda şarkısıyla, şiirlerle paylaştılar. Göz Kırpan Kız, asma saçlı. Her mevsim saçları değişiyor. Sonbaharda kırmızıydı saçları, şimdi döküldü. Baharda açık yeşil çıkacak, sonra koyu yeşile dönüp uzayacak. Adaya sık gelenlerin bunu fark edeceklerini ve paylaşacaklarını biliyordum.

ressam-cemil-onay-insan-isterse-bir-adada-dunya-yaratir-243500-1.İzlediğimiz kadarıyla açılan resim sergileri artıyor Bozcaada’da.

Geçen sene dramatik bir şey oldu. Hayatında ilk kez sergi açan bir kıza sergi açtık, 17 yaşındaydı. Güzel sanatlar lisesini bitirmiş, sergi açabilmek için bir yıl üniversite sınavına bile hazırlanmamış. Bir de hayatında son kez sergi açan birine, Süha Senir’e sergi açtık. Mustafa Dermanlı da buna katkıda bulundu. Süha Dede’nin bir sürü arkadaşı geldi Çanakkale’den, İstanbul’dan. Orada son kez buluşmuş oldular. Açtığım en manalı sergilerden biriydi. İyi ki açmışım, iki sergiyi de açtığım için çok mutluyum.

Çamura ne zaman bulaştı elleriniz?

Altı yaşından kırk yıl sonra tekrar çamurla oynamaya başladım. İlkokulda derste anlatmak için çamurdan yanardağ, Kızılderili, zenci yapardım. Resim yeteneğim çamurdan geliyor. Miskin Atölye’de fırın, çamur ve seramik kursu veren hocalar var, oraya takılmaya başladım. Yalınayak Başı Kabak diye bir konu çıktı ortaya. Heykelden eski çocuk oyunları, yoğurtçular, elma şekercisi, şipşakçılar yaptım. Çok ilgi gördü. Lirik işler, eşi bulunmaz şeyler. Şimdi kendime fırın ve çamur aldım, küçük atölyemde devam ediyorum heykel yapmaya.

unnamed

Miskin Atölye’de yıllar önce tesadüfen gördüğüm yatağın içinde uyuyan şişko adam, çarşaf kıvrımları, sokakta yürüyen sarhoşun yüzündeki keyif beni çok şaşırtmıştı.

Miskin’de öğrendim o teknikleri. Karikatür de çiziyorum ya, o komik ayrıntıları yapabiliyorum. İnsanları böyle kötü günlerde neşelendirmek, güzel şeyleri göstermek, çocukluğuna döndürmek, biraz gülümsetmek başlı başına bir iş zaten.

Oyun mu bunlar aynı zamanda sizin için?

Oyun tabi. Almanya’da benden “Rüzgarı Boyayan Adam” diye bahseden yazı şöyle bitiyordu; “Tanrının çocuklara verdiği en büyük ayrıcalık, oyunları ciddiye almalarıdır. Cemil Onay da oyunları ciddiye alıyor.” O zaman yaşlanmıyorsun, takmıyorsun. Ben bir ara sosyal medya hesaplarımı kapatayım dedim. Bir yanda bombalar patlıyor, insanlar ölüyor, ben de kalkıp komik, şirin resimler sergiliyorum. Sonra bana mesajlar geldi, bizim bunlara ihtiyacımız var diye. Bu ülkeyi sanat, spor kurtarır. Onları çoğaltarak iyi ve mutlu olabiliriz diye düşünüyorum. Bozcaada ile ilgili en iyi cümlem şu herhalde; “insan isterse bir adada dünya yaratır, isterse kocaman bir dünyayı ıssız bir adaya çevirir”. Bu bize bağlı.

ressam-cemil-onay-insan-isterse-bir-adada-dunya-yaratir-243498-1.

Resimlerinizin bazıları Bozcaada’nın sembol köpeği Pakize’den de ünlü müdür dersiniz Cemil Hocam?

(Gülüyor) Yok, Pakize daha ünlü. çünkü o geziyor, karşıya da geçiyor. Duvar sabit. Göz Kırpan Kız selfie çektirmek konusunda birinci olmuş Bozcaada’da. İkinci kıyıya vuran gemi, üçüncü de Pakize. Adanın ünlüleri onlar.

Bozcaada Bizim sosyal medya kampanyasında sizin duvar resimleriniz de çok paylaşıldı. Bir not düşecek misiniz #bozcaadabizim ile ilgili Bozcaada sokaklarına?

Sonuç önemli orada, iyi bir sonuç alındı. İnsanların iyi ve mutlu olmaları için yapabileceğim tek şey resim. Hiç düşünmedim. O zamanın kampanyasıydı ve görevini yaptı. Yeni konular için onu tüketmeyip, bırakmalıyız diye düşünüyorum. Koyların ihalesi iptal edildi, sonuca ulaştı.

ressam-cemil-onay-insan-isterse-bir-adada-dunya-yaratir-243499-1.

Bir de lodos zamanları var Ada’nın, bir de lodosun denizden getirdikleri…

Lodos tahtasıyla dünyada birçok kişi iş yapmış ama adada sanırım ben başlattım. Bir gün pikniğe gittik. Ben orada taşların arasında viking gemisine benzer kocaman bir kütük buldum. Sonra direğini buldum. Denizden gelmiş bir de bez vardı. Bir viking gemisi yaptım. O zaman Çiçek Pastanesi’nin yanında standımız vardı. Orada monte ettim, standa koydum ve hemen satıldı. Biz sonra heyecanla lodostan gelenleri toplamaya, kuklalar, heykeller, oyuncaklar yapmaya başladık. Tezgahta satıcılar, elma şekercileri. Lodosçuluk, doğanın bize akıl öğretmesi. Ağaçlar bize söylüyordu ne yapılacağını, biz sadece birleştiriyorduk. Aynı zamanda lodosçu arkadaşlarımla bir sergi açtık Bozcaada Sanat Galerisi’nin bahçesinde. Haluk Şahin, “Bozcaada’da açılmış en sevimli, en yaratıcı sergi” dedi. İçine Kurt Düşen Şizofren diye çok güzel portrem vardı, büst gibi. Altta onun taşıyıcısı da deniz kurdu girmiş kütüktü. Ressam Tayfur Sanlıman, eğer Rodin bunu görseydi, heykel yontmayı bırakır sahile çıkardı dedi. Lodosçular sergisiyle ilgili duyduğum en güzel iki eleştiriydi. Lodosçular sonra bitti. Stant açmak yorucuydu, her gün stant açmak gerekiyor ama bizim de üretmemiz gerekiyor, dağıldık. Ender çıkıyorum artık lodosa, tek tük yapıyorum yine. Seramikle lodosu birleştirdim. Yamuk yumuk oluyor ya, komik duruyor.

(Bu söyleşi, Bozcaada’nın dergisi MENDİREK‘in 17. sayısında ve Birgün Gazetesinde yayınlanmıştır.
Şahane sohbet için Cemil ONAY hocamıza ve bu buluşmayı sağlayan Birgün Yazarı, Mendirek Dergisi Editörü Mustafa DERMANLI’ya sonsuz teşekkürler…)

Altın madencilerini ‘Dondurma’ya niyetli bir köyün çok sesli hikayesi

Standard

Koza Altın’ın Çan’ın Dondurma köyü ve çevresinde altın madeni arama planlarını, Çanakkale Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün sayfasındaki ÇED halkın katılımı toplantısı duyurusundan öğrendikten sonra, bir akşam köye doğru çıktık yola. 2015’in Ocak ayında. Çanakkale’nin uzun yıllara dayanan çevre mücadelesinde çok değer verilir köylülerle yan yana olmaya. İlk kez gidiyordum ÇED toplantısı öncesi köy halkına altın madenciliği hakkında bilgilendirme toplantısına. İçim köyde neyle karşılaşacağımızın heyecanıyla kıvranırken, iki yanını çam ağaçlarının sardığı yolda kıvrıla kıvrıla ilerleyerek vardık Dondurma’ya. Haber vermiştik geleceğimizi muhtara.

Köye duyurmuş o da. Sunum için hazırlıkları yapmak üzere hep birlikte kahvehaneye girdik, selam verip oturduk masalarına. Çayımızı içerken bakındım etrafa, kahve doluyordu ancak hiç kadın yoktu. Nasıl olurdu? Muhtara sordum, “Kadınlar ne anlar altın madeninden” dedi, “Onlara haber vermedik ki. Zaten gelmezlerdi, biz anlatırız sonra.” O konuştukça içimden geçenler kafamın üstünden bir buluta çıksa da ünlem olup yağsa! Ne dediysem ikna edemedim köyün erkeklerini kadınları toplantıya çağırmaya. Hazırlıkları tamamlandı, sunum başladı bu esnada.

dondurma-kahve-1

Direniş olur mu hiç kadınlar olmadan?

Yırca termik santrale direnirken kadınlar en öndeydi zeytin ağaçlarının etrafında ama, Kaz Dağları ve komşu köyleri Karadağ da! Karadağlı kadınlar değil miydi birkaç ay önce “Altıncı şirket, Karadağ’ı terk et!” diye köylerinde düğünlü cenazeli eylem yapan, sonra Çanakkale kordonu yaz sıcağında ellerinde pankartları ve köylerinden getirdikleri eğrelti otlarıyla yürüyerek, sloganlar atarak dolduran? Köylerini altına değişmeyeceklerini cümle aleme duyurup, direne direne kazanan? Kim demiş, kadınlar mıymış anlamayan?

karadag

Karadağ köyünün kadınları altın madenine karşı

Seslenmek, ‘ünlemek’ demekti buralarda

Kızgınlık ve hayal kırıklığıyla karışık dolanırken köy meydanında, bir köşede durmuş neler olup bittiğini anlamaya çalışan genç bir kadın gördüm. Lütfiye. Yanına koştum, bir solukta anlattım altın madencilerinin köylerine geleceklerini ve mutlaka kadınlara haber vermemiz gerektiğini. Bundan sonrası benim için de Lütfiye için de anlatmalara doyamadığımız, her seferinde başka ayrıntısını çoğalttığımız bir masal gibi… Birlikte koşmaya başladık. Karanlık bahçelerden geçip vardığımız kapıları hızla tıklattık: “Yengee, altın madencileri geliyor, köyümüz elden gidiyor, koşuun” diye ünlerken, bizi çaya buyur etmek isteyen kadınlara, altıncılar gitsin de, sonra, diye söz verip çekirdek ve bisküvi başında toplandıkları tepsilerden kaldırdık. 

Döndüğümüzde köyün erkeklerine bilgilendirme toplantısı devam ediyordu ve biz karşıdaki küçük kahvede en az otuz kadın toplanmıştık. Nurcan, Azime, Ebru, Gülcan, Hacer, Melek Teyze… Onlar otururken bir koşu vardım karşı kahveye, usulca söyledim kadınlar geldi, onlar da altın madeni hakkında bilgilenmek istiyor diye. Sonra geri döndüm, önce köyün erkeklerini bir güzel şikayet ettim, sizin için, onlar ne anlar diyorlar dedim. Kahkahalar, itirazlar dolaşıyor, arada birbirimize tuttuğumuz alkışlar kopuyordu havada. Sobayı yaktık, çayı koyduk bu arada.

dondurma-4_o

“İnsan köyünden vazgeçebilir mi?”

Öyle güzel bakıyor, ilgiyle dinliyorlardı ki, haber yazmak için ÇED raporuna çalışırken aldığım notlardan aklımda kalan ne varsa aktarmaya çalıştım beklerken kadınlara. Şirket, beş yıl boyunca açık ocak işletmeciliğiyle, delme, patlatma yöntemiyle 30 hektarda 400 bin ton altın, gümüş ve kurşun cevheri üretecek, üretimden açığa çıkacak 840 bin ton ekonomik değeri olmayan kayacı proje sahasında depolayacak, Dondurma, Balcılar, Ahmetler, Ramazanlar, Karadağ köylerinin içme suları ve Biga Ovası’nı sulayan Bakacak Barajı da projenin etki alanında kalacaktı. Bizim kahvedeki hazırlıklar da tamamlanınca, Hicri Nalbant, tüm bunları ve Kaz Dağları’ndaki, Karadağ’daki altın madeni mücadelesini, kadınların en önde ve bir arada olmasının altıncıları bu güne dek engellediğini, şirketin köyü etkilemek için sunabileceği ihtimalleri, Çanakkale’deki çevrecilerin avukatlarla, doktorlarla her zaman köyün yanında olduğunu anlattı.

“Biz altın istemeyiz, köyümüzü terk etmeyiz, hep birlikte direnir, onları köyümüzden göndeririz.” sesleri arasında, alkışlarla, gözlerimizin içine baka baka, ÇED toplantısı günü meydanda olacaklarının ve tüm bunları yetkililere de anlatacaklarının sözünü alarak, yüzümüzde kocaman bir gülümseme çıktık oradan. Erkeklerin yanına vardım tabi köyden ayrılmadan “Hani kadınlar anlamazdı?” Haberin başlığı da çıktı:

“Madene karşı kadın dayanışması”

ÇED toplantısı için gün sayarken Ahmetler ve Ramazanlar köylerinin muhtarları da bilgilendirme toplantısı istedi. Kadınlara da haber verdik diyorlardı telefonda, bir daha yola çıktık içimizde bunu duymanın sevinci. İlk kez karşılaştığımız kadınlarla öyle içten kucaklaşmamızın, birbirimizi kalplerimizden, madene karşı doğayı ve yaşamı savunma hissinden biliyor olmamızın, güvenle, sevgiyle ellerimizi tutmamızın bilmem ki nasıl olur tarifi… İnsan doğduğu yerden, geçmişinden, suyundan vazgeçer mi? Onlar madenden vazgeçsin, dedi içlerinden biri.

ÇED toplantısına değil de düğüne gider gibi

Beklediğimiz gün geldi. Çanakkale’den büyük bir otobüsle koyulduğumuz yol, köye ilk gidişimizin aksine bitmek bilmedi. Köyün girişinde bir cümbüş, bir kalabalık. Sanki düğün yeri. Ahmetler, Ramazanlar, altın madeni direnişinde epey deneyimli olan Karadağ köylüleri de davulla, zurnayla, evlerinden kaptıkları tenekeler, düdükler, tepsiler, bastonlarla gelmemişler mi? Çoluk çocuk, genç, yaşlı herkes Dondurma’da. Kadınlar en önde, söz verdikleri gibi. Madenciler gitsin yeter ki!

10947524_10153059096306585_759045254_n

Pek şenlikli oldu girişimiz köye. Alkışlarla, kollarımızı havaya savura savura yürürken, köylülerin ‘Dondurma bizimdir, bizim kalacak’ sloganları karıştı davul, zurna, teneke seslerine. Çanakkale, Bayramiç, Biga, Küçükkuyu, Bozcaada,  Kaz Dağları çevresinden gelenlerle sığıştık meydana. Kalabalık buluşmanın niyetini, Aziz Amca anlatmıştı gün boyu elinden bırakmadığı pankartıyla.

10947869_10153059059191585_2144806723_n

Yetkililer çoktan girmiş kahvehaneye. Jandarmalar çevremizde, altın madeni istemeyen köylülerle birlikte biz de kahvehanenin önünde. Meydanı çınlatan “Altıncı şirket dondurmayı terk et”, “Madenci şirket, dışarı!” “Madeni dondurmaya geldik” sloganları anlatıyordu bu köyde altın istenmediğini. Çevre mücadelesinin emekçilerinden Hicri Nalbant sordu oradan köylülere, siz bu ÇED toplantısının yapılmasını istiyor musunuz diye. Alkışlarla hayır sesleri yükselince bu kez içeriye seslendi: ‘Halk bu toplantının yapılmasını ve köylerinde altın madeni aranmasını istemiyor. Lütfen gereğini yapın, toplantı yapılamadı diye tutanağı tutun ve köyü terk edin.’

14896_712651178854953_1394312771197575025_n

Görevliler bir süre çıkmayınca, dışarıda sloganların, teneke seslerinin dozu gittikçe arttı. İçlerinden birkaç kadın dayanamadı, birden içeri daldı. Tenekeler bu kez kulaklarının dibinde, altın madeni istemiyoruz, gidin, köyümüzü terk edin sloganlarıyla çınladı. Sobanın kapağı da açılmasın mı? İçeriyi yavaş yavaş bir duman sardı. Göz gözü görmez, öksürükten konuşamaz olduk da görevliler çıkmadı dışarı, kadınlar da. Doktor İlhan Pirinçciler yetkilileri hepimizin sağlığı için dışarı çıkmaları ve bu şartlarda zaten toplantı yapılamayacağı konusunda ikna edince attık kendimizi dışarı.

Böyle olur ‘Çanakkale Karşılaması’

Köylülerin toplantıyı yaptırmadığı, kadınlarla o ilk akşam toplandığımız küçük kahvenin önünde tutanaklara geçti. Yetkililer gitti, işte o zaman direnişten  şenliğe geçildi. Köy meydanı oldu yine düğün yeri. Tesadüf bu ya, onlar gider gitmez taktığımız oyun havalarıyla dolu CD’den “Hamamcı Teyze” şarkısı yükselmez mi? Altınlarım çalındı, bulamadım kısmında bir oynadık ki sormayın kadınlarla. Halaylar çektik davulla zurnayla. Çanakkale karşılaması bir düğünlerde oynanır bizim buralarda, bir de ÇED toplantısı yaptırmayıp, madencileri uğurladıktan sonra.

ÇED toplantısı zaferinden birkaç akşam sonra yine gittik Dondurma’ya. Söz verdiğimiz gibi, köyümüzden madencileri yolladıktan sonra birlikte içeceğimiz çaya vesile oldu sobadan çıkan dumanla kararan kahvehanenin duvarlarının boyanması da. Kadınlar ilk akşam toplandığımız kahvede yine. Sarılıyoruz özlemle. İsimlerimizle değilse de kollarımızın coşkuyla açılmasından, birbirimize ışıl ışıl bakmamızdan tanıyoruz hep birbirimizi. Yine bir telaşlı, heyecanlılar. Her zamanki halimize verip çok da merak etmiyorum, zaten karşı kahveden bekleniyormuşum.

Duvarlar tertemiz olmuş. Kahve ahalisi ÇED toplantısını nasıl yaptırmadıklarını konuşup dururken, o gün ortalığı dumana boğan sobanın üzerinde çaydanlık kaynıyormuş. Meğer oralarda içi oyuk ağaçların içine porsuk girdi mi, duman verirlermiş çıksın gitsin diye. Madem ki madenciler de altın aramak için köylerine gelmiş, kahvehanelerine kadar girmiş… Bu hikaye, Çanakkale’nin sözlü çevre eylemi tarihine geçip anlatılıp duracakmış köylerde.

Köylülerin kendi bilgilerinden, kendiliğinden geliştirdikleri eylemi şaşkınlıkla dinlerken Ebru, Sedef ve Lütfiye gelip çağırdılar beni geri. Işıklar sönmüş. Bir pasta ellerinde, mumu da üzerinde. Meğer doğum günüm olduğunu bilirlermiş de bizim geldiğimizi duyunca sürpriz yapalım, bizim kahvede toplanalım demişler. Ben hem ağlar hem güler, canım kadınlara sımsıkı sarılır fotoğraflar çekerken, onlar çoktan organize olup pastayı kesmeye, tabakları hazırlamaya giriştiler.

16507832_10154944264101585_6213972272952653717_n

Dondurma’daki bu direniş hikayesi, kadınların çocuklarıyla birlikte en önde oluşuyla, çevre köylerden gelenlerin dayanışmasıyla, köylülerin kararlılığı, cesareti, birbirlerine güveni, kendilerine özgü bir yöntemi ortaya koyma halleriyle  hepimize çok şey öğretti. Çanakkale’deki çevre mücadelesine umut, altın madencilerinin iştahını kabartan başka köylerdeki direnişlere, kadınlara da ilham verdi.

İDK toplantısı öncesi ses vermeli

Aradan tam iki yıl geçti. Bundan iki ay önce, projenin İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplantısının yapılacağı haberi geldi. Elden geçirilen ÇED raporu bin yedi yüz sayfaya çıkmıştı. Altın madenciliğinin toprağa, havaya, suya, yaşama nasıl da zarar vermeyeceği sayfalarca anlatılırken, bizim saatlerce anlatabileceğimiz ÇED halkın katılımı toplantısı günü sadece bir cümleyle, o da köylülerin bilgilendirilmek istemediği için toplantının yapılmadığı şeklinde yer almıştı. Dondurma köyüne doğru üçüncü kez yola çıkışımız da bu cümleye rastladı, madem ki şirket altın madeni istemeyen köyün sesini, tepkisini yok saydı, o ses İDK toplantısı öncesi Ankara’ya ulaşmalı, hatırlatılmalıydı.

Çanakkale’den İda Dayanışma Derneği ve Küçükkuyu’dan Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği‘nin öncülüğünde yüze yakın kişi buluştuk toplantıdan iki gün önce Dondurma’da. Gün yine dayanışma günüydü ve bizim de ihtiyacımız vardı yeniden buluşmaya, altın madencilerinin karşısında dostlarımızın yanında yer almaya. Özlemle kucaklaştık bizi bekleyen kadınlarla. Bulgur pilavı yapacaklardı ve akşam saati herkes işten döndükten sonra yine kahvelerde toplanılacaktı. Merak ediyorduk, yine kalabalık olacak mıydı?

Bahçelerden birinde kurulan ocakta bulgur pilavı ağır ağır pişerken, hazır gün ışığı varken biraz dolaşalım istedik. Köyde olduğumuz için aldığımız kokuları içimize çeke çeke yürürken, ağır adımlarla evlerine dönen sürülerinden topladıkları sütü kooperatife yetiştirme telaşındaki köylülerle pilavda buluşmak için sözleştik. Duvarlarda, köy çeşmesinde, hatta köyün girişinde Diren Dondurma, Defol Koza yazıyordu hala. Madeni dondurmaya niyetli bir köydeydik ne de olsa.

“Direştik, kazandık. Yine direşiriz”

Hava karardı, camiden anons yapıldı, bizim kahve yavaş yavaş dolmaya başladı. Birbirimizi iki yıl sonra yine görmenin tarifsiz mutluluğuyla sımsıkı sarıldıktan sonra pilavları koyup dağıtmaya giriştik, önceden pasta dağıttığımızdan bu konuda deneyimliydik. Aziz Amca bizi görünce iki kolunu yukarı kaldırdı, “Direştik, kazandık. Köyler bir araya geldik mi yine direşiriz, altın madencilerini istemeyiz, madene geçiş vermeyiz. Kadınlar bu köyde öndedir, erkekler de onlara dayalıdır” deyince yürekten alkışladık.

“Siz istemedikçe maden çıkaramaz kimse”

İda Dayanışma Derneği’nden Hicri Nalbant, “ÇED halkı bilgilendirme toplantısı günü deyim yerindeyse madencileri püskürtmüştük buradan birlikte. O günden bu yana hiç ses yoktu. Madeni işletmek üzere harekete geçecekleri öğrendik, biz de harekete geçtik. Hukuk kuralları içinde mücadelemizi sürdüreceğiz. İDK toplantısında ÇED olumlu kararı aldıkları takdirde dava açacağız. Maden ve termiklere karşı şimdiye dek altmıştan fazla dava açtık. Bu yöre istemedikten sonra hiç kimse buradan maden çıkaramayacak, bunu da böyle bilsinler” dedi.

Yine gelirlerse, yine göndeririz!

Mikrofon sonra kadınlara geçti. İki yıl önceki direnişi ve dayanışmayı hatırlamanın coşkusu, heyecanı hepimize can vermişti: “Kadını erkeği hep beraber olup yine madene karşı duracağız. Biz burada rahat ve huzurlu yaşıyoruz. Suyumuz, havamız tertemiz. Kimseyi istemeyiz, el birlik oldukça madencileri köyümüzden içeri sokmayız. Madene hayır diyoruz. Teneke çalarak, sobada saman yakarak gönderdik, gelirlerse aynısını yaparız.” Yeni ÇED raporundaki o tek cümleye de değindiler:

“Yanlış söylemişler.”

“İki yıl önce onları buradan davullu zurnalı gönderdik. Hep beraberdik. Ayrılmadık devrilmedik.  Acı biber yiyeceklerse yine gelsinler. Daha önce kovduk, sopalarla bastonlarla yine kovarız.  İş falan da istemeyiz. İşimiz yetiyor bize. Köyde bir şey kalmaz gelirlerse. Burası bize ait. Devam direnmeye onlar vazgeçene kadar, hep birlikte.”

İDK toplantısına ulaştırmak üzere 150 imza toplandı köyde. Kadınlar bizi kahvenin önünde toplanıp el sallayarak uğurladılar, yine gelmemiz, güzel haberler getirmemiz temennisiyle. 22 Kasım 2016’da Ankara’da yapılan İDK toplantısına o imzalar ve itirazlar ulaştırıldı. Toplantının yanıtını soran Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan şu yanıtı aldı: “Yapılan İDK toplantısında komisyon üyelerinin belirtmiş olduğu eksiklerin tamamlanması amacıyla süreç durdurulmuştur.”

Sürecin şimdilik durdurulmuş olması derin bir nefes aldırsa da Dondurma’ya, kimse tam rahatlamadı projeden vazgeçildiği açıklanmadığı için daha. Köy halkı üç, beş kişi kalsa da kararlı, gerekirse ağaçlara sarılmaya, madencileri köye sokmamaya. Çevre dernekleri ve köyün sıkı sosyal medya kullanıcıları da devam ediyor gözünü kulağını gelecek haberlerde tutmaya. Diren Dondurma! Hepimizin öyle ihtiyacı var ki beklediğin güzel haberleri alıp yeniden inanmaya, böyle kalabalık ve güzel olmana, devam edebilmek için umutlu bir hikaye anlatmaya…

( Bu yazı, 04.02.2017 tarihinde Yeşil Gazete ‘de yayınlanmıştır. )