Bu bahçeye çocukların eli değdi! Toprağa üreterek mutlu olmanın sevinci, bereketi sindi

Standard

Şehrin içinde bir okul bahçesi… Tenefüs ziliyle sınıftan fırlayan çocukların neşeli sesleriyle doldurmasına, beton zemininde top ve birbirlerinin peşinden koşturmalarına aşina olduklarımız gibi… Bu bahçeyi diğerlerinden ayıran özelliği, içinden sevgi, emek, heyecan, merak, iş birliği geçen  “organik tarım çalışmaları” köşesi.

dsc_1676

Çanakkale Şinasi ve Figen Bayraktar Ortaokulu‘nun rehber öğretmeni Gülşah Çırnaz’ın bir süredir aklındaydı griye bakan okul bahçesinin yüzünü öğrencilerle birlikte yeşile döndürme fikri. Teknoloji Tasarım Öğretmeni Tülay Pehlivanlı‘nın derste çocuklarla birlikte, yedikleri bir meyveyi çekirdeğinden üretmeyi deneyeceklerini duyunca, bu iki fikir acaba birleşebilir mi, dedi. Destek alınca başladı toprak, tohum ve çocuğun okulda buluşma hikayesi…

kurek

Okul bahçesinin bir kenarında üzerini ot ve molozların kapladığı boş bir alan vardı. Çocuklar eline kazma küreği aldı, Çanakkale Belediyesi’nin de yardımıyla otlar ve moloz yığını temizlendi, ortaya tertemiz toprak çıktı. Toprağın analizi yapıldı, ekilen tohumlar tutardı!

dsc_0994

Tohumların organik olmalıydı. Gülşah Öğretmen, İl Tarım Müdürlüğünü aradı, süreci anlattı. ‘Çok güzel  fikir, biz de böyle bir okul arıyorduk.’ cevabını alınca bundan sonrası birlikte planlandı. Hangi ürünler dikilecek, nasıl yetişecek? Çocuklar haberdardı okul bahçesinde organik tarım yapacaklarından. Tüm sınıflardan gönüllü öğrenciler toprağı çapalayarak işi öğrenmeye koyulmuştu çoktan. Tohumların toprakla buluşma vakti geldiğinde heyecanla ‘bahçenin’ başında toplandılar.

dsc_1065

Bu işte herkesin eli var

Toprağa keçi gübresi karıştırıldı. İl Tarım Müdürlüğü yetkilileri ve ziraat mühendisleri, çocuklara tohumların nasıl ekileceğini, nasıl sulanması gerektiğini anlattı. Organik tohumlar ve fideler çocukların ellerinden özenle, sevgiyle toprağa karıştı.

cocuk

Marul, roka, maydanoz, tere, soğan, salatalık, karpuz, çilek, fasulye, börülce ve patlıcan. Şimdi geriye güzelce ve yeterince su vermek, gün gün nasıl büyüyeceklerini izlemek, bahçeyi bürüyecek yeni otları gözlemek kalmıştı.

buyume

Sosyal medya aracılığıyla bahçeden haberdar olup çocukları bahçede izlemek, anlatacaklarını dinlemek için okula gittiğimde, Hazirandı. Karşımda küçük alanı özenle bölümlere ayrılmış ve her birinde başka bir sebze büyüyen, bu haliyle kocaman gözüken bir bahçe vardı! Nisan ayında toprağa kavuşan tohumlar, fideler büyümüş, bahçeden toplanan kabaklardan yapılan mücverden bana bile düştü.

13445359_10154377850548777_6892279543285133157_n

Akşamüstüydü ve bahçenin sulanması gerekiyordu. Çocuklar ve Gülşah Öğretmenleri kocaman bir hortumla her bir kökü özenle suladı. Bir yandan okulun artık yaşayan yemyeşil bir bahçesinin olduğunu, çocukların sorumluluk aldığını, hatta sulama ve çapayı ilk zamanlar kendisi yaparken artık onların takip ettiklerini anlatan Gülşah Öğretmenin bu işten keyfi yüzüne yansımıştı. Bahçe fikrini ilk ortaya attıklarında okul yönetiminden çok destek aldıklarını ancak bazı eğitimcilerin “Olmaz bu iş, kırarlar, sorumluluk alamazlar, zarar verirler. Kendini boşa yorma” gibi yaklaştığını anlattı.

16684381_10154965484516585_5854840480077078514_n

İyi ki denediler, toprağı çok sevdiler

Tüm bunları çocuklara söyleyerek, onları ikaz ederek değil uygulayarak, yaşayarak görmeleri gerektiğine inanıyordu ve her şeye rağmen vazgeçmedi: “En kötü ihtimal kırarlar, tohumlar tutmaz, ürün vermez, böceklenir ama en azından denedik ve olmadı deriz. Denemeden olmadı demek bana çok mantıklı gelmiyor. Şimdi herkes çok mutlu, sonuçtan oldukça memnun. Bahçeyle ilgileniyor, fikir veriyorlar. Hatta bugün yedikleri mücverin bahçeden olmasına çok şaşırdılar.”

16681866_10154965479511585_8839109274931460652_n

Gittiğimde okulların son haftasıydı ve bahçelerinden bir süre uzak kalacak olmanın burukluğunu yaşayan çocukların nöbetleşe gelip sulamaya devam edeceklerini söylemeleri, emeklerini sahiplenmelerine kanıttı. Bahçeye okuldan olduğu gibi mahalleliden de ilgi vardı. Yoldan geçerken çocukları bahçede görüp izleyenler, böyle sulanmaz, bak çapa böyle yapılır diye eline alıp gösterenler de imecenin parçasıydı.

img-20160531-wa0010

Bahçenin küçük ellerinden Ece Su, Ege, Arda, Büşra, Muhammed, Egemen, Elif, Ahmet, Yaren ve Umut ile konuştuk üretmenin, toprağa değmenin, birlikte emek vermenin, ektiklerinin büyümesini izlemenin, yemenin ve tüm bunların okulda olmasının onlar için ne ifade ettiğini. Hislerini ve deneyimlerini öyle bir tarif ettiler ki…

16730682_10154965481126585_5198171758475741072_n

“Mutluluk geldi üstüme elim toprağa değince.”

“Roka ekerken çok eğlendim, tohumları saçtık toprağa, ezdik. Teyzem pazarcı, bizde de roka vardı. Nasıl olduğunu bilmiyordum, zormuş.”

“Babam köyde hep yapıyordu bu işleri, ben hiç yapmıyordum. Top oynuyordum, babam da elletmiyordu. Burada otları koparırken elim ilk defa toprağa eğdi ve çok mutlu oldum. Sulama ve çapa yapmayı öğrendim. Artık ona yardım ederim”.

dsc_1775

“Tükettikçe mutsuz olacağımıza ürettikçe mutlu olduk.”

“Bu etkinlik bütün okullarda yapılmalı. Ortaokulla ilgili güzel bir anımız oldu. Okula bir iz bıraktık. Beton duvarların arasında yaşayanlar, toprakla hiç tanışmayanlar var. Toprakla tanışmaları gerek. Anlayacaklar, toprak çok güzel bir şey.”

“Çocuklar bilgisayarda tarım oyunları oynuyorlar. Aslında bunları yapsalar daha çok hoşlarına gideceğine eminim. Özlerine dönmüş olacaklar. Geçmişte atalarımız böyle yaparmış, kendileri ekip kendileri biçermiş.”

16649299_10154965483996585_3597653270836208759_n

“Her zaman tüketici değil, biraz da üretici olmak iyidir.”

“Alırken para veriyoruz ya, çiftçiler daha çok paraya satmak isteyince biz de almıyoruz. Şimdi biz çok özen gösteriyoruz, satsak biz daha da çok paraya satarız, kıyamıyoruz.”

“Toprakla uğraşmak çok güzel bir duygu. Köydeki insanları anladık, onlarla empati yaptık. Hazır alınca çok kolay olduğunu düşünüyoruz ama zorluklarını da görmüş olduk.”

dsc_1965

“Bir canlının büyümesi, onu gözlemlemek heyecanlı.”

“Kendi ürettiğimizi yemek daha tatlı. Biliyoruz nasıl olduğunu, satın almaya benzemiyor. Bugün yedimiz mücver çok lezzetliydi. İlk başta, daha bu bahçe olmadan önce, ben fazla olmayacağını düşündüm toprağa değer vermeyenler varsa okulda diye. Bir ay sonra baktım bozulmamış, demek okulda saygı varmış.”

“Gülşah Öğretmenimiz ilk gelip söylediğinde dersten yırttık sandık, sevindik. Diktikten sonra güzelleşmesini sağlamak için toplandık, çalıştık. Herkes çok uğraştı. Böyle şeylerle ilgilenmek huzur verici.”

dsc_0015

 “Doğada olmak daha iyi oluyor, insan daha iyi öğreniyor.”

“Köyde çalışıyordum, alışkındım, çok özlemişim. Buradaki farklıydı, orada her yer ağaçlık tarla, burada arkadaşlarımızla yaptık ve betonların arasında.”

“Bitkilere nasıl davranacağımızı öğrendik. Onların  da bizim gibi duyguları olduğunu. Bir arkadaşımla tartışmıştım, birlikte bahçede iş yaptık, barıştık. Saygıyı ve sevgiyi öğrendik. Epey merak ediyorum büyüdü mü diye, gurur duyuyoruz. Devam etmek istiyoruz.”

dsc_0052

Çocukların birbirlerinin sözlerini tamamlayarak anlattıklarını kocaman bir gülümsemeyle dinleyen rehber öğretmenleri Gülşah Çırnaz, çocukların kendi aralarındaki iletişimin değiştiğine, sınıftan çıkmayanların sosyalleştiğine, bazı derslerde başarısız olanların bahçede ürettikçe kendilerini daha iyi hissettiğine, onlara farklı bir alan açılmasının önemine vurgu yaptı:

Toprağın birleştirdikleri

“Sınıfta birbirlerine bağırarak bir şeyler anlatırken bahçede, zarar vereceksin dikkatli ol, hortumu oradan taşıma böyle taşı, çapayı yanlış yapıyorsun şöyle yap gibi konuşmalar başladı. Bilenler bilmeyene gösterdi. Birlikte yapıldı her şey ve iletişim değişti. Benim için de öyle, onlara daha yakın hissediyorum kendimi, bizi toprak birleştirdi.”

toplu

“Çocuklar kendiliklerinden anlattı, özümüz toprak. Benim çocukluğum da toprağın içinde geçti. Dört duvar arasındaki eğitime karşıyım. Daha çok doğaya çıkmalı, toprakla iç içe olmalı. O anlamda da iyi geldi  burada toprağa dokunmak. Buna ihtiyacımız var. Çocukları da tohum gibi görüyorum, biz toprağın suyunu, güneşini ne kadar iyi verirsek, o da iyi ürün verecek. Çok klasik bir laf belki ama ne kadar doğru,  yaşayarak görmüş olduk. Amacımıza ulaştığımızı düşünüyorum.”

kolajj

Bahçe ilham versin herkese

Bu işin bir imece sonucu oluştuğunu, emeği geçen okul yönetimine, çalışanlarına, öğretmenlere, mahalleliye, köylülere, ziraat mühendislerine, belediyeye, il tarım müdürlüğüne ve öğrencilere teşekkür borçlu olduklarını ifade eden Çırnaz, bahçenin diğer okullara da ilham vermesini diledi: “Okul bahçelerine beton döküyorlar. Çocuklar betonda koşuyor, düşünce canları acıyor. Toprak alanlar artmalı okullarda. Biz yapabildik, umarım duyanlara umut verir bahçemiz ve onlar da yapabilirler ilkbaharda.”

se

Çocuklar bahçelerine geçtiğimiz kasım ayında kışlık ıspanak, roka, soğan, pazı ekti. Sabırsızlıkla baharı bekliyorlar şimdi. Kompost yapmak, kuşlar için ev boyamak, damlama sulama sistemi oluşturmak, takas şenliği, bahçenin ikinci bahar planları arasında. Çocuklar umut da ekecekler hepimiz için elleri değdikçe toprağa, tohuma… Sevgiyle, birlikte ve ulaşması temennisiyle kurda, kuşa, aşa..

(Bu yazı, 12.02.2017 tarihinde  Yeşil Gazete ‘de  yayınlamıştır.)

Reklamlar

Ressam Cemil Onay: ‘İnsan isterse bir adada dünya yaratır’

Standard
Ressam Cemil Onay: ‘İnsan isterse bir adada dünya yaratır’

Cemil Onay’ı Bozcaada halkı yıllardır tanıyor. Evlerinde, bahçelerinde onun yaptığı resimleri, heykelleri saklıyor, olur da elinde tuvaliyle bir koyda, bağda, bahçede görürlerse kolaylık diliyor. Son yıllarda adaya gelenlerse ismini duvarlara çizdiği şahane resimlerden biliyor. Sırf fotoğraf çektirmek için sokak sokak o resimleri arıyor. Ressam Cemil Onay adanın resim öğretmeni. Adayla artmış renkleri, çizgileri. Adanın rüzgarı estikçe, kargalarını dinleyip hikayeler öğrendikçe resmetmiş hissettiğini. Sergisini gezen adalı bağcılardan biri, Hocam sen bizim adanın rüzgarını çizmişsin demiş. “Rüzgarı boyayan adam” kalmış o vakitten beri ismi. Resim tutkusu çamurdan gelirmiş. Fırçayı bırakan elleri çamura bulanır, neşeli heykellere ilham olurmuş lodosun getirdikleri. Masal gibi anlatır, oyun gibi çağırırmış sergilerine izleyenleri. Cemil Hocamızla buluştuk adada lodosun estiği günlerden biri. Şöhreti anakarayı saran resimlerini, bununla ilgili hislerini, adada olma halini, sergilerini, ada duvarlarına çizmek istediklerini konuştuk. Göz Kırpan Kızın tılsımına mahzar olduk.

Bozcaada’nın köşe başlarını hikayeler tutuyor ya, Cemil Onay’ın hikayesi ne zaman, nasıl başladı adayla?

Tayinle geldim adaya. 19 yıldır resim öğretmeniyim burada. Malatya’da çalışıyordum, eşdeğer yer burasıydı. Baştan korktum ama sonra Özcan Germiyanoğlu ile tanıştım ve bu resim hayatımı güçlendiren bir şey oldu. Rengigül Sanat Galerisi’ni bilinen, İstanbul’da konuşulan bir galeri haline getirdik beraber.

Bozcaada’nın sokaklarını Göz Kırpan Kız, Kanatlar, Kediler diye tarif eder, yürürken duvarlarda resim arar olduk.

Resimlerimin o duvarlarda, gizli yerlerde olması bilinçli, benim tercihim. Sanatı fazla göze sokmayı sevmiyorum. Tuvaletin duvarına resim yapsam herkes görecek, Göz Kırpan Kızın önünden geçip görmeyenler var. Gizli olması hoşuma gidiyor. Eşim görmüş, dört kız gece saat on birde bulmuşlar, bütün gün aramışlar. Gelibolu’dan Göz Kırpan Kız için geldik diyenler var. Beş resim daha yapacağım. Onlar da gizli yerlerde olacak. Tam kilisenin karşı köşesine beyaz kanatlı bir martı, göz kırpan kızı bir de yandan görünüşlü yapmayı düşünüyorum. Bağ evinin duvarına da bir resim yapacağım. Salhane’ye giderken kayalardan birini de heykel yapmak var aklımda. Sokakların böyle anılması, resimlerin aranması, esnafla gelenler arasında değişik, samimi diyaloglar kurulması hoşuma gidiyor.

Duvar resimlerinizin bu kadar ilgi göreceğini, ünlü olacağını tahmin eder miydiniz?

‘Göz Kırpan Kız’ı tahmin ediyordum, kargayı da, diğerleri daha anlatımlı şeyler olduğu için ciddi kaldılar. Selfie diye bir gerçek var ve insanlar resme dahil olmak istiyorlar. Karga kanatlarını çekip kanatlarım var ruhumda şarkısıyla, şiirlerle paylaştılar. Göz Kırpan Kız, asma saçlı. Her mevsim saçları değişiyor. Sonbaharda kırmızıydı saçları, şimdi döküldü. Baharda açık yeşil çıkacak, sonra koyu yeşile dönüp uzayacak. Adaya sık gelenlerin bunu fark edeceklerini ve paylaşacaklarını biliyordum.

ressam-cemil-onay-insan-isterse-bir-adada-dunya-yaratir-243500-1.İzlediğimiz kadarıyla açılan resim sergileri artıyor Bozcaada’da.

Geçen sene dramatik bir şey oldu. Hayatında ilk kez sergi açan bir kıza sergi açtık, 17 yaşındaydı. Güzel sanatlar lisesini bitirmiş, sergi açabilmek için bir yıl üniversite sınavına bile hazırlanmamış. Bir de hayatında son kez sergi açan birine, Süha Senir’e sergi açtık. Mustafa Dermanlı da buna katkıda bulundu. Süha Dede’nin bir sürü arkadaşı geldi Çanakkale’den, İstanbul’dan. Orada son kez buluşmuş oldular. Açtığım en manalı sergilerden biriydi. İyi ki açmışım, iki sergiyi de açtığım için çok mutluyum.

Çamura ne zaman bulaştı elleriniz?

Altı yaşından kırk yıl sonra tekrar çamurla oynamaya başladım. İlkokulda derste anlatmak için çamurdan yanardağ, Kızılderili, zenci yapardım. Resim yeteneğim çamurdan geliyor. Miskin Atölye’de fırın, çamur ve seramik kursu veren hocalar var, oraya takılmaya başladım. Yalınayak Başı Kabak diye bir konu çıktı ortaya. Heykelden eski çocuk oyunları, yoğurtçular, elma şekercisi, şipşakçılar yaptım. Çok ilgi gördü. Lirik işler, eşi bulunmaz şeyler. Şimdi kendime fırın ve çamur aldım, küçük atölyemde devam ediyorum heykel yapmaya.

unnamed

Miskin Atölye’de yıllar önce tesadüfen gördüğüm yatağın içinde uyuyan şişko adam, çarşaf kıvrımları, sokakta yürüyen sarhoşun yüzündeki keyif beni çok şaşırtmıştı.

Miskin’de öğrendim o teknikleri. Karikatür de çiziyorum ya, o komik ayrıntıları yapabiliyorum. İnsanları böyle kötü günlerde neşelendirmek, güzel şeyleri göstermek, çocukluğuna döndürmek, biraz gülümsetmek başlı başına bir iş zaten.

Oyun mu bunlar aynı zamanda sizin için?

Oyun tabi. Almanya’da benden “Rüzgarı Boyayan Adam” diye bahseden yazı şöyle bitiyordu; “Tanrının çocuklara verdiği en büyük ayrıcalık, oyunları ciddiye almalarıdır. Cemil Onay da oyunları ciddiye alıyor.” O zaman yaşlanmıyorsun, takmıyorsun. Ben bir ara sosyal medya hesaplarımı kapatayım dedim. Bir yanda bombalar patlıyor, insanlar ölüyor, ben de kalkıp komik, şirin resimler sergiliyorum. Sonra bana mesajlar geldi, bizim bunlara ihtiyacımız var diye. Bu ülkeyi sanat, spor kurtarır. Onları çoğaltarak iyi ve mutlu olabiliriz diye düşünüyorum. Bozcaada ile ilgili en iyi cümlem şu herhalde; “insan isterse bir adada dünya yaratır, isterse kocaman bir dünyayı ıssız bir adaya çevirir”. Bu bize bağlı.

ressam-cemil-onay-insan-isterse-bir-adada-dunya-yaratir-243498-1.

Resimlerinizin bazıları Bozcaada’nın sembol köpeği Pakize’den de ünlü müdür dersiniz Cemil Hocam?

(Gülüyor) Yok, Pakize daha ünlü. çünkü o geziyor, karşıya da geçiyor. Duvar sabit. Göz Kırpan Kız selfie çektirmek konusunda birinci olmuş Bozcaada’da. İkinci kıyıya vuran gemi, üçüncü de Pakize. Adanın ünlüleri onlar.

Bozcaada Bizim sosyal medya kampanyasında sizin duvar resimleriniz de çok paylaşıldı. Bir not düşecek misiniz #bozcaadabizim ile ilgili Bozcaada sokaklarına?

Sonuç önemli orada, iyi bir sonuç alındı. İnsanların iyi ve mutlu olmaları için yapabileceğim tek şey resim. Hiç düşünmedim. O zamanın kampanyasıydı ve görevini yaptı. Yeni konular için onu tüketmeyip, bırakmalıyız diye düşünüyorum. Koyların ihalesi iptal edildi, sonuca ulaştı.

ressam-cemil-onay-insan-isterse-bir-adada-dunya-yaratir-243499-1.

Bir de lodos zamanları var Ada’nın, bir de lodosun denizden getirdikleri…

Lodos tahtasıyla dünyada birçok kişi iş yapmış ama adada sanırım ben başlattım. Bir gün pikniğe gittik. Ben orada taşların arasında viking gemisine benzer kocaman bir kütük buldum. Sonra direğini buldum. Denizden gelmiş bir de bez vardı. Bir viking gemisi yaptım. O zaman Çiçek Pastanesi’nin yanında standımız vardı. Orada monte ettim, standa koydum ve hemen satıldı. Biz sonra heyecanla lodostan gelenleri toplamaya, kuklalar, heykeller, oyuncaklar yapmaya başladık. Tezgahta satıcılar, elma şekercileri. Lodosçuluk, doğanın bize akıl öğretmesi. Ağaçlar bize söylüyordu ne yapılacağını, biz sadece birleştiriyorduk. Aynı zamanda lodosçu arkadaşlarımla bir sergi açtık Bozcaada Sanat Galerisi’nin bahçesinde. Haluk Şahin, “Bozcaada’da açılmış en sevimli, en yaratıcı sergi” dedi. İçine Kurt Düşen Şizofren diye çok güzel portrem vardı, büst gibi. Altta onun taşıyıcısı da deniz kurdu girmiş kütüktü. Ressam Tayfur Sanlıman, eğer Rodin bunu görseydi, heykel yontmayı bırakır sahile çıkardı dedi. Lodosçular sergisiyle ilgili duyduğum en güzel iki eleştiriydi. Lodosçular sonra bitti. Stant açmak yorucuydu, her gün stant açmak gerekiyor ama bizim de üretmemiz gerekiyor, dağıldık. Ender çıkıyorum artık lodosa, tek tük yapıyorum yine. Seramikle lodosu birleştirdim. Yamuk yumuk oluyor ya, komik duruyor.

(Bu söyleşi, Bozcaada’nın dergisi MENDİREK‘in 17. sayısında ve Birgün Gazetesinde yayınlanmıştır.
Şahane sohbet için Cemil ONAY hocamıza ve bu buluşmayı sağlayan Birgün Yazarı, Mendirek Dergisi Editörü Mustafa DERMANLI’ya sonsuz teşekkürler…)

Altın madencilerini ‘Dondurma’ya niyetli bir köyün çok sesli hikayesi

Standard

Koza Altın’ın Çan’ın Dondurma köyü ve çevresinde altın madeni arama planlarını, Çanakkale Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün sayfasındaki ÇED halkın katılımı toplantısı duyurusundan öğrendikten sonra, bir akşam köye doğru çıktık yola. 2015’in Ocak ayında. Çanakkale’nin uzun yıllara dayanan çevre mücadelesinde çok değer verilir köylülerle yan yana olmaya. İlk kez gidiyordum ÇED toplantısı öncesi köy halkına altın madenciliği hakkında bilgilendirme toplantısına. İçim köyde neyle karşılaşacağımızın heyecanıyla kıvranırken, iki yanını çam ağaçlarının sardığı yolda kıvrıla kıvrıla ilerleyerek vardık Dondurma’ya. Haber vermiştik geleceğimizi muhtara.

Köye duyurmuş o da. Sunum için hazırlıkları yapmak üzere hep birlikte kahvehaneye girdik, selam verip oturduk masalarına. Çayımızı içerken bakındım etrafa, kahve doluyordu ancak hiç kadın yoktu. Nasıl olurdu? Muhtara sordum, “Kadınlar ne anlar altın madeninden” dedi, “Onlara haber vermedik ki. Zaten gelmezlerdi, biz anlatırız sonra.” O konuştukça içimden geçenler kafamın üstünden bir buluta çıksa da ünlem olup yağsa! Ne dediysem ikna edemedim köyün erkeklerini kadınları toplantıya çağırmaya. Hazırlıkları tamamlandı, sunum başladı bu esnada.

dondurma-kahve-1

Direniş olur mu hiç kadınlar olmadan?

Yırca termik santrale direnirken kadınlar en öndeydi zeytin ağaçlarının etrafında ama, Kaz Dağları ve komşu köyleri Karadağ da! Karadağlı kadınlar değil miydi birkaç ay önce “Altıncı şirket, Karadağ’ı terk et!” diye köylerinde düğünlü cenazeli eylem yapan, sonra Çanakkale kordonu yaz sıcağında ellerinde pankartları ve köylerinden getirdikleri eğrelti otlarıyla yürüyerek, sloganlar atarak dolduran? Köylerini altına değişmeyeceklerini cümle aleme duyurup, direne direne kazanan? Kim demiş, kadınlar mıymış anlamayan?

karadag

Karadağ köyünün kadınları altın madenine karşı

Seslenmek, ‘ünlemek’ demekti buralarda

Kızgınlık ve hayal kırıklığıyla karışık dolanırken köy meydanında, bir köşede durmuş neler olup bittiğini anlamaya çalışan genç bir kadın gördüm. Lütfiye. Yanına koştum, bir solukta anlattım altın madencilerinin köylerine geleceklerini ve mutlaka kadınlara haber vermemiz gerektiğini. Bundan sonrası benim için de Lütfiye için de anlatmalara doyamadığımız, her seferinde başka ayrıntısını çoğalttığımız bir masal gibi… Birlikte koşmaya başladık. Karanlık bahçelerden geçip vardığımız kapıları hızla tıklattık: “Yengee, altın madencileri geliyor, köyümüz elden gidiyor, koşuun” diye ünlerken, bizi çaya buyur etmek isteyen kadınlara, altıncılar gitsin de, sonra, diye söz verip çekirdek ve bisküvi başında toplandıkları tepsilerden kaldırdık. 

Döndüğümüzde köyün erkeklerine bilgilendirme toplantısı devam ediyordu ve biz karşıdaki küçük kahvede en az otuz kadın toplanmıştık. Nurcan, Azime, Ebru, Gülcan, Hacer, Melek Teyze… Onlar otururken bir koşu vardım karşı kahveye, usulca söyledim kadınlar geldi, onlar da altın madeni hakkında bilgilenmek istiyor diye. Sonra geri döndüm, önce köyün erkeklerini bir güzel şikayet ettim, sizin için, onlar ne anlar diyorlar dedim. Kahkahalar, itirazlar dolaşıyor, arada birbirimize tuttuğumuz alkışlar kopuyordu havada. Sobayı yaktık, çayı koyduk bu arada.

dondurma-4_o

“İnsan köyünden vazgeçebilir mi?”

Öyle güzel bakıyor, ilgiyle dinliyorlardı ki, haber yazmak için ÇED raporuna çalışırken aldığım notlardan aklımda kalan ne varsa aktarmaya çalıştım beklerken kadınlara. Şirket, beş yıl boyunca açık ocak işletmeciliğiyle, delme, patlatma yöntemiyle 30 hektarda 400 bin ton altın, gümüş ve kurşun cevheri üretecek, üretimden açığa çıkacak 840 bin ton ekonomik değeri olmayan kayacı proje sahasında depolayacak, Dondurma, Balcılar, Ahmetler, Ramazanlar, Karadağ köylerinin içme suları ve Biga Ovası’nı sulayan Bakacak Barajı da projenin etki alanında kalacaktı. Bizim kahvedeki hazırlıklar da tamamlanınca, Hicri Nalbant, tüm bunları ve Kaz Dağları’ndaki, Karadağ’daki altın madeni mücadelesini, kadınların en önde ve bir arada olmasının altıncıları bu güne dek engellediğini, şirketin köyü etkilemek için sunabileceği ihtimalleri, Çanakkale’deki çevrecilerin avukatlarla, doktorlarla her zaman köyün yanında olduğunu anlattı.

“Biz altın istemeyiz, köyümüzü terk etmeyiz, hep birlikte direnir, onları köyümüzden göndeririz.” sesleri arasında, alkışlarla, gözlerimizin içine baka baka, ÇED toplantısı günü meydanda olacaklarının ve tüm bunları yetkililere de anlatacaklarının sözünü alarak, yüzümüzde kocaman bir gülümseme çıktık oradan. Erkeklerin yanına vardım tabi köyden ayrılmadan “Hani kadınlar anlamazdı?” Haberin başlığı da çıktı:

“Madene karşı kadın dayanışması”

ÇED toplantısı için gün sayarken Ahmetler ve Ramazanlar köylerinin muhtarları da bilgilendirme toplantısı istedi. Kadınlara da haber verdik diyorlardı telefonda, bir daha yola çıktık içimizde bunu duymanın sevinci. İlk kez karşılaştığımız kadınlarla öyle içten kucaklaşmamızın, birbirimizi kalplerimizden, madene karşı doğayı ve yaşamı savunma hissinden biliyor olmamızın, güvenle, sevgiyle ellerimizi tutmamızın bilmem ki nasıl olur tarifi… İnsan doğduğu yerden, geçmişinden, suyundan vazgeçer mi? Onlar madenden vazgeçsin, dedi içlerinden biri.

ÇED toplantısına değil de düğüne gider gibi

Beklediğimiz gün geldi. Çanakkale’den büyük bir otobüsle koyulduğumuz yol, köye ilk gidişimizin aksine bitmek bilmedi. Köyün girişinde bir cümbüş, bir kalabalık. Sanki düğün yeri. Ahmetler, Ramazanlar, altın madeni direnişinde epey deneyimli olan Karadağ köylüleri de davulla, zurnayla, evlerinden kaptıkları tenekeler, düdükler, tepsiler, bastonlarla gelmemişler mi? Çoluk çocuk, genç, yaşlı herkes Dondurma’da. Kadınlar en önde, söz verdikleri gibi. Madenciler gitsin yeter ki!

10947524_10153059096306585_759045254_n

Pek şenlikli oldu girişimiz köye. Alkışlarla, kollarımızı havaya savura savura yürürken, köylülerin ‘Dondurma bizimdir, bizim kalacak’ sloganları karıştı davul, zurna, teneke seslerine. Çanakkale, Bayramiç, Biga, Küçükkuyu, Bozcaada,  Kaz Dağları çevresinden gelenlerle sığıştık meydana. Kalabalık buluşmanın niyetini, Aziz Amca anlatmıştı gün boyu elinden bırakmadığı pankartıyla.

10947869_10153059059191585_2144806723_n

Yetkililer çoktan girmiş kahvehaneye. Jandarmalar çevremizde, altın madeni istemeyen köylülerle birlikte biz de kahvehanenin önünde. Meydanı çınlatan “Altıncı şirket dondurmayı terk et”, “Madenci şirket, dışarı!” “Madeni dondurmaya geldik” sloganları anlatıyordu bu köyde altın istenmediğini. Çevre mücadelesinin emekçilerinden Hicri Nalbant sordu oradan köylülere, siz bu ÇED toplantısının yapılmasını istiyor musunuz diye. Alkışlarla hayır sesleri yükselince bu kez içeriye seslendi: ‘Halk bu toplantının yapılmasını ve köylerinde altın madeni aranmasını istemiyor. Lütfen gereğini yapın, toplantı yapılamadı diye tutanağı tutun ve köyü terk edin.’

14896_712651178854953_1394312771197575025_n

Görevliler bir süre çıkmayınca, dışarıda sloganların, teneke seslerinin dozu gittikçe arttı. İçlerinden birkaç kadın dayanamadı, birden içeri daldı. Tenekeler bu kez kulaklarının dibinde, altın madeni istemiyoruz, gidin, köyümüzü terk edin sloganlarıyla çınladı. Sobanın kapağı da açılmasın mı? İçeriyi yavaş yavaş bir duman sardı. Göz gözü görmez, öksürükten konuşamaz olduk da görevliler çıkmadı dışarı, kadınlar da. Doktor İlhan Pirinçciler yetkilileri hepimizin sağlığı için dışarı çıkmaları ve bu şartlarda zaten toplantı yapılamayacağı konusunda ikna edince attık kendimizi dışarı.

Böyle olur ‘Çanakkale Karşılaması’

Köylülerin toplantıyı yaptırmadığı, kadınlarla o ilk akşam toplandığımız küçük kahvenin önünde tutanaklara geçti. Yetkililer gitti, işte o zaman direnişten  şenliğe geçildi. Köy meydanı oldu yine düğün yeri. Tesadüf bu ya, onlar gider gitmez taktığımız oyun havalarıyla dolu CD’den “Hamamcı Teyze” şarkısı yükselmez mi? Altınlarım çalındı, bulamadım kısmında bir oynadık ki sormayın kadınlarla. Halaylar çektik davulla zurnayla. Çanakkale karşılaması bir düğünlerde oynanır bizim buralarda, bir de ÇED toplantısı yaptırmayıp, madencileri uğurladıktan sonra.

ÇED toplantısı zaferinden birkaç akşam sonra yine gittik Dondurma’ya. Söz verdiğimiz gibi, köyümüzden madencileri yolladıktan sonra birlikte içeceğimiz çaya vesile oldu sobadan çıkan dumanla kararan kahvehanenin duvarlarının boyanması da. Kadınlar ilk akşam toplandığımız kahvede yine. Sarılıyoruz özlemle. İsimlerimizle değilse de kollarımızın coşkuyla açılmasından, birbirimize ışıl ışıl bakmamızdan tanıyoruz hep birbirimizi. Yine bir telaşlı, heyecanlılar. Her zamanki halimize verip çok da merak etmiyorum, zaten karşı kahveden bekleniyormuşum.

Duvarlar tertemiz olmuş. Kahve ahalisi ÇED toplantısını nasıl yaptırmadıklarını konuşup dururken, o gün ortalığı dumana boğan sobanın üzerinde çaydanlık kaynıyormuş. Meğer oralarda içi oyuk ağaçların içine porsuk girdi mi, duman verirlermiş çıksın gitsin diye. Madem ki madenciler de altın aramak için köylerine gelmiş, kahvehanelerine kadar girmiş… Bu hikaye, Çanakkale’nin sözlü çevre eylemi tarihine geçip anlatılıp duracakmış köylerde.

Köylülerin kendi bilgilerinden, kendiliğinden geliştirdikleri eylemi şaşkınlıkla dinlerken Ebru, Sedef ve Lütfiye gelip çağırdılar beni geri. Işıklar sönmüş. Bir pasta ellerinde, mumu da üzerinde. Meğer doğum günüm olduğunu bilirlermiş de bizim geldiğimizi duyunca sürpriz yapalım, bizim kahvede toplanalım demişler. Ben hem ağlar hem güler, canım kadınlara sımsıkı sarılır fotoğraflar çekerken, onlar çoktan organize olup pastayı kesmeye, tabakları hazırlamaya giriştiler.

16507832_10154944264101585_6213972272952653717_n

Dondurma’daki bu direniş hikayesi, kadınların çocuklarıyla birlikte en önde oluşuyla, çevre köylerden gelenlerin dayanışmasıyla, köylülerin kararlılığı, cesareti, birbirlerine güveni, kendilerine özgü bir yöntemi ortaya koyma halleriyle  hepimize çok şey öğretti. Çanakkale’deki çevre mücadelesine umut, altın madencilerinin iştahını kabartan başka köylerdeki direnişlere, kadınlara da ilham verdi.

İDK toplantısı öncesi ses vermeli

Aradan tam iki yıl geçti. Bundan iki ay önce, projenin İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplantısının yapılacağı haberi geldi. Elden geçirilen ÇED raporu bin yedi yüz sayfaya çıkmıştı. Altın madenciliğinin toprağa, havaya, suya, yaşama nasıl da zarar vermeyeceği sayfalarca anlatılırken, bizim saatlerce anlatabileceğimiz ÇED halkın katılımı toplantısı günü sadece bir cümleyle, o da köylülerin bilgilendirilmek istemediği için toplantının yapılmadığı şeklinde yer almıştı. Dondurma köyüne doğru üçüncü kez yola çıkışımız da bu cümleye rastladı, madem ki şirket altın madeni istemeyen köyün sesini, tepkisini yok saydı, o ses İDK toplantısı öncesi Ankara’ya ulaşmalı, hatırlatılmalıydı.

Çanakkale’den İda Dayanışma Derneği ve Küçükkuyu’dan Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği‘nin öncülüğünde yüze yakın kişi buluştuk toplantıdan iki gün önce Dondurma’da. Gün yine dayanışma günüydü ve bizim de ihtiyacımız vardı yeniden buluşmaya, altın madencilerinin karşısında dostlarımızın yanında yer almaya. Özlemle kucaklaştık bizi bekleyen kadınlarla. Bulgur pilavı yapacaklardı ve akşam saati herkes işten döndükten sonra yine kahvelerde toplanılacaktı. Merak ediyorduk, yine kalabalık olacak mıydı?

Bahçelerden birinde kurulan ocakta bulgur pilavı ağır ağır pişerken, hazır gün ışığı varken biraz dolaşalım istedik. Köyde olduğumuz için aldığımız kokuları içimize çeke çeke yürürken, ağır adımlarla evlerine dönen sürülerinden topladıkları sütü kooperatife yetiştirme telaşındaki köylülerle pilavda buluşmak için sözleştik. Duvarlarda, köy çeşmesinde, hatta köyün girişinde Diren Dondurma, Defol Koza yazıyordu hala. Madeni dondurmaya niyetli bir köydeydik ne de olsa.

“Direştik, kazandık. Yine direşiriz”

Hava karardı, camiden anons yapıldı, bizim kahve yavaş yavaş dolmaya başladı. Birbirimizi iki yıl sonra yine görmenin tarifsiz mutluluğuyla sımsıkı sarıldıktan sonra pilavları koyup dağıtmaya giriştik, önceden pasta dağıttığımızdan bu konuda deneyimliydik. Aziz Amca bizi görünce iki kolunu yukarı kaldırdı, “Direştik, kazandık. Köyler bir araya geldik mi yine direşiriz, altın madencilerini istemeyiz, madene geçiş vermeyiz. Kadınlar bu köyde öndedir, erkekler de onlara dayalıdır” deyince yürekten alkışladık.

“Siz istemedikçe maden çıkaramaz kimse”

İda Dayanışma Derneği’nden Hicri Nalbant, “ÇED halkı bilgilendirme toplantısı günü deyim yerindeyse madencileri püskürtmüştük buradan birlikte. O günden bu yana hiç ses yoktu. Madeni işletmek üzere harekete geçecekleri öğrendik, biz de harekete geçtik. Hukuk kuralları içinde mücadelemizi sürdüreceğiz. İDK toplantısında ÇED olumlu kararı aldıkları takdirde dava açacağız. Maden ve termiklere karşı şimdiye dek altmıştan fazla dava açtık. Bu yöre istemedikten sonra hiç kimse buradan maden çıkaramayacak, bunu da böyle bilsinler” dedi.

Yine gelirlerse, yine göndeririz!

Mikrofon sonra kadınlara geçti. İki yıl önceki direnişi ve dayanışmayı hatırlamanın coşkusu, heyecanı hepimize can vermişti: “Kadını erkeği hep beraber olup yine madene karşı duracağız. Biz burada rahat ve huzurlu yaşıyoruz. Suyumuz, havamız tertemiz. Kimseyi istemeyiz, el birlik oldukça madencileri köyümüzden içeri sokmayız. Madene hayır diyoruz. Teneke çalarak, sobada saman yakarak gönderdik, gelirlerse aynısını yaparız.” Yeni ÇED raporundaki o tek cümleye de değindiler:

“Yanlış söylemişler.”

“İki yıl önce onları buradan davullu zurnalı gönderdik. Hep beraberdik. Ayrılmadık devrilmedik.  Acı biber yiyeceklerse yine gelsinler. Daha önce kovduk, sopalarla bastonlarla yine kovarız.  İş falan da istemeyiz. İşimiz yetiyor bize. Köyde bir şey kalmaz gelirlerse. Burası bize ait. Devam direnmeye onlar vazgeçene kadar, hep birlikte.”

İDK toplantısına ulaştırmak üzere 150 imza toplandı köyde. Kadınlar bizi kahvenin önünde toplanıp el sallayarak uğurladılar, yine gelmemiz, güzel haberler getirmemiz temennisiyle. 22 Kasım 2016’da Ankara’da yapılan İDK toplantısına o imzalar ve itirazlar ulaştırıldı. Toplantının yanıtını soran Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan şu yanıtı aldı: “Yapılan İDK toplantısında komisyon üyelerinin belirtmiş olduğu eksiklerin tamamlanması amacıyla süreç durdurulmuştur.”

Sürecin şimdilik durdurulmuş olması derin bir nefes aldırsa da Dondurma’ya, kimse tam rahatlamadı projeden vazgeçildiği açıklanmadığı için daha. Köy halkı üç, beş kişi kalsa da kararlı, gerekirse ağaçlara sarılmaya, madencileri köye sokmamaya. Çevre dernekleri ve köyün sıkı sosyal medya kullanıcıları da devam ediyor gözünü kulağını gelecek haberlerde tutmaya. Diren Dondurma! Hepimizin öyle ihtiyacı var ki beklediğin güzel haberleri alıp yeniden inanmaya, böyle kalabalık ve güzel olmana, devam edebilmek için umutlu bir hikaye anlatmaya…

( Bu yazı, 04.02.2017 tarihinde Yeşil Gazete ‘de yayınlanmıştır. )

Bozcaada’da sonbahar BIFED’le başlar!

Standard

( Bu yazı, Bozcaada’nın dergisi MENDİREK’in 16. sayısında yayınlanmıştır )

Aynı gökyüzü altında, birbirine uzak diyarlarda benzer kaygılarla aynı sorunlarla mücadele edenlerin hikayeleri, Çanakkale’nin dört tarafı sularla çevrili, bereketli bağlarının üzümü lezzetli, o bağları, kıyıları, kendine has yapısı bozulmasın diye çıkardığı kocaman #Bozcaadabizim sesini dünyaya duyuran Bozcaada’da perdeye yansımaya devam ediyor. Son üç yıldır adada sonbahar, Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali ( BIFED) ile başlıyor.

Bu yıl 12-16 Ekim tarihleri arasında düzenlenen BIFED’e 58 ülkeden 280 belgesel film başvurusu yapıldı. Festivalin gelenekselleşen “Fethi Kayaalp Büyük Ödülü” ana yarışma bölümünde 16, “Gaia Öğrenci Ödülleri” bölümünde 10 film  gösterildi. Yarışma dışı bölümünde yer alan ekoloji temalı 32 filmle beraber Bozcaada’nın sokaklarında beş gün boyunca poyraz değil, film rüzgarları esti. Yaklaşık üç bin izleyicinin katıldığı festivalin kalbi, gösterim salonu olarak belirlenen Halk Eğitim Merkezi ve Salhaneydi.

Fotoğraf: BIFED Ekibi

Fotoğraf: BIFED Ekibi

Adaya adımını atanı festival ofisi olarak belirlenen Dantela’nın kapısının önünde festival ekibi ve Pakize karşıladı. Tasarımını Nilgün Akyol’un yaptığı bez çantasını alıp içine festival programını ve filmlerle ilgili detayların yer aldığı kitapçığı atan, adanın sokaklarına karıştı. Yaz mevsiminin geride kalmasıyla sokaklarının tenhalaşmasına, sessizliği kargaların ve tanıdık yüzlerle selamlaşmaların dağıtmasına aşina olan adanın nabzı, filmlere yetişmeye çalışanların telaşlı adımlarıyla hızlandı. Cafe Shalter’ın festival izleyicilerine sürpriz kahve ikramı, film aralarındaki sohbeti ve değerlendirmeleri tatlandırdı.

16143324_10154919826971585_271157483025638909_n

Teması ekoloji olan ve bu alandaki sanatsal üretimleri desteklemek, ödüllendirmek, ilham vermek, velgesel film yönetmenlerini, izleyicilerini, aktivistleri bir araya getirmek amacıyla başlayan, öte yandan  kömürlü termik santrallerden nükleer santrallere, HES’lerden endüstriyel gıda üretimine, kentsel dönüşümden ağır sanayiye kadar doğayı talan eden, bir çevre felaketine ya da yaşam hakkı müdahalesine dönüşen her türlü girişime karşı yaşamdan yana duranlara  umut vermek, hikayelerini birbirlerine aktararak kalabalık ve güçlü olduklarını hissettirmek, ilham vermek, değiştirmek niyetlerini de  taşıyan BIFED, baskılara ve sansüre karşı “özgür” olduğunu da vurguladı. Çevre belgeselleri alanında uluslararası bir ağ olan Green Film Network‘e ilk yılında kabul edilen BIFED’in en büyük destekçisi ise Bozcaada halkı ve esnafı.

Türkiye, İsviçre, Yunanistan, Meksika, Fransa, Brezilya, ABD gibi farklı ülkelerden finale taşınan belgesellerde kömür, enerji santralleri, madenler, çöp, köye dönüş, küresel ısınma, yerli halkların yok oluşu, göç ve mülteciler konuları öne çıktı. BIFED panaroma ve yarışma bölümü için seçtiği filmlerle, Yırca’dan Cerattepe’ye, Çanakkale’den Zonguldak’a, Gerze’ye ülkedeki çevre mücadelesini de selamladı. Yönetmenliğini Umut Vedat‘ın yaptığı, ülkenin dört bir yanında yapılan ve planlanan termik sanreallere karşı halk direnişini konu alan “Kara Atlas”  adlı belgesel ve  yönetmenliğini Metin Kaya‘nın yönettiği, kamerasını Zonguldak’taki kaçak madenlerin hikayesine tutan Soluk, festivalin finalde yarışan  Türkiye yapımlarıydı. Kaz Dağları’nda altın madenlerine, termik santrallere ve çevre talanına karşı mücadele eden aktivistler de kalabalık bir ekiple festivale katılarak film aralarına kendi hikayelerini kattı.

Festivalin açılışında da ödül töreninde de konuşma yapan festival Başkanı Bozcaada Belediye Başkanı Dr. Hakan Can Yılmaz, “Küçük gösterim salonları, sınırlı bütçesi, yürekli organizasyon ekibiyle bu festival beklentilerin çok üzerinde bir beğeni ve ilgi topladı. Adaya çok yakıştı. Ülkemizdeki kültür sanat faaliyetleri üzerindeki baskı ve sansür tehdidine rağmen bu festivalin en önemli ve en değerli kısmı tamamen bağımsız olmasıdır.” dedi. Festival Yönetmeni Petra Holzer Özgüven ise konuşmasının başında rüzgar tanrılarının bu yıl festivalin yüzüne güldüğünü söyleyerek güzel bir ada sonbaharında umudu ve dayanışmayı canlı tutan filmleri hep beraber izlemekten duydukları mutluluğu dile getirdi. BIFED’in ekibinin, jüri üyelerinin ve yerel destekçilerinin çoğunun kadın olduğuna da dikkat çeken Petra Holzer Özgüven, “Hakikati arayan belgesel yönetmenleri ve sizler gibi izleyiciler oldukça, bu festival daha uzun yıllar devam edecektir.” dedi.  Festival Koordinatörü Ethem Özgüven, her yıl olduğu gibi festival ekibinde yer alan öğrencileri ve emeği geçenleri sahneye davet etti. BIFED’in katılımcılarını içine alan samimiyetine, sadece izlenen değil hissedilen de bir festival olduğunu hatırlatan alkışlar devam ederken, festival boyunca ekibi yalnız bırakmayan ve gösterimleri kaçırmayan Pakize‘ye de teşekkür edildi.

Fotoğraf: BIFED Ekibi

Fotoğraf: BIFED Ekibi

Ödül töreninin ertesi günü adaya veda etme vakti geldiğinde mutlu bir yorgunlukla misafirlerini geçirmek için koştururken ses kayıt cihazını uzattığımız Petra Holzer Özgüven, üçüncü BIFED‘i MENDİREK için değerlendirdi: “Bütün bit yıl festival için emek veriyor ve izleyicilerle birlikte bekliyoruz. Bu yıl salonlar çok doluydu. Ben yaptığım işi ulaştırdım hissiyle bu durum yönetmenleri mutlu ediyor. Seyirci ve ada halkı da yönetmenlerle buluşmaktan, festivali adada izliyor olmaktan mutlu oluyor. Küçük bir ekiple, ada halkının dayanışmasıyla, dünyanın her yerinde benzer yöntemlerle direnişi yıkmaya çalışan sisteme karşı umut veren bir festival yaşıyoruz. “

Festival Yönetmeni Petra Holzer Özgüven'le

Festival Yönetmeni Petra Holzer Özgüven’le

BIFED’in bende kalan fotoğrafıysa, adaya veda etmeden önce vapurun kalkış vaktini beklerken filmleri birlikte izlediğimiz dostlarımız ve festivalde tanıştığımız yönetmen arkadaşlarımızla birlikte karavan ve motorlara atlayıp kendimizi Beylik Koyu yolunda bulduğumuz andı. Kimimiz karayan oturan gemiye tırmandı, yönetmenler mesleki refleksle o anları kayda aldı, biz de ada rüzgarının taşıdığı kokuları ve dalgaların sesini içimize çeke çeke, rüzgar tanrısına teşekkür ettik lezzetlendirdiği şaraplarla birlikte… Adımlarımızı ve sesimizi bıraktık o koya, bir ay sonra #bozcaadabizim hissinin, sesinin çığlığa dönüşecek bir hikaye daha yazacağını bilmiyorduk daha..

Fotoğraf: Mustafa Dermanlı

Fotoğraf: Mustafa Dermanlı

Festivalde ödül alan filmler, yönetmenleri ve çevrildiği ülkeler:

1.: İyi Şeyler Bekler, PhieAmbo, Danimarka

2.: Güneşin Düştüğü Gün, Aya Domenig, İsviçre – Finlandiya

  1. Endişe İçin Kelime Yok, RunarJarleWiik, Norveç – Tayland – Myanmar

Mansiyon: Soluk, Metin Kaya, Türkiye

Mansiyon: Gölün Kızı, ErnestoCabellos, Peru

Gaia Öğrenci Ödülleri

  1. Arlette. Cesaret Bir Kastır, FlorianHoffman, İsviçre – Almanya

Mansiyon: Kıllıt, Zeynep Altay, Türkiye

 

Kaz Dağları’nın Güzelköy’ünde çok güzel hareketler

Standard

Kaz Dağları’nın köyleri, altın madencilerine karşı tutuştukları elleri bırakmıyor.  Çanakkale‘nin Ayvacık ilçesinde, Kaz Dağları’nın eteklerinde Kısacık Altın Madeni projesiyle 750 bin ton cevher çıkarma planlarına karşı kenetlenen köylüler, mücadele halkasını bilgiyle, paylaşılan deneyimlerle, üretimle, dayanışmayla büyütüyor.

DSC_0789

Projenin geçen kasım ayındaki ÇED toplantısında şirket yetkililerini tenekeleri, düdükleri ve pankartlarıyla karşılayarak Kaz Dağları’nı altın madencilerine kazdırmayacaklarını sloganlarla ilan edip toplantıyı yaptırmayan köylüler, özellikle kadınlar, maden tehdidini unutmuyor. Projenin etki alanına giren  Kısacık, Baharlar, Güzelköy, Akçin, Dağahmetçe ve Koşuburnu köyleriyle birlikte Kısacık Altın Madeni projesine karşı mücadeleyi başlatan Kaz Dağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği de konunun takibini sürdürüyor.

ÇED toplantısını yaptırmayan köylülerden "köylünün fendi madenciyi yendi pozu

ÇED toplantısını yaptırmayan köylülerden “köylünün fendi madenciyi yendi pozu

Güzelköylüler der ki: “El birlik olursak madenciler gider”

İşletmeye geçmesi halinde Kaz Dağları’ndaki yaşamı bitirmesinden endişe duyulan projeden bölgede yaşayanları haberdar etmek için her fırsatta bilgilendirme stantlar açıldı, broşürler dağıtıldı. Şimdiye dek beş binden fazla imza toplandı. Derneğin köylerde yaptığı toplantılarda köylülere altın madeninin işlenişi, doğaya ve insan sağlığına zararları, Çanakkale’de altın madenine, termik santrallere direnen insanların, kadınların hikayeleri anlatıldı.

Tüm bunların yanı sıra, geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlayan Güzelköy’de kadınların el emeği ürünlerini satışa sunabilmeleri için girişimler başladı. Derneğin kırsalda yaşayan halkın çevre mücadelesine aktif katılımını sağlamak amacıyla yürüttüğü “Kaz Dağlılar Doğasına Sahip Çıkıyor” projesi kapsamında düzenlediği seminerlerin gündeminde bu konu da vardı.

seminer1822541883927_6279787967108322296_n

Güzelköy’de “aracısız doğal ürün ağları” adımları

Küçükkuyu’daki seminerin konuşmacılarından Buğday Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Berkay Atik, bir yandan çevre mücadelesi yürütülürken, bir yandan bölgedeki köylülerin ekonomik kalkınmasına destek olunması gerektiğine dikkat çekti. Bu desteğin, köylülerin ürettikleri doğal, sağlıklı ürünlerin, güvenilir gıda arayanlara aracısız bir şekilde ulaştırılacağı “aracısız doğal ürün ağları” kurulması ile mümkün olabileceğini söyledi. Türkiye’deki ve dünyadaki “topluluk destekli tarım” ve “gıda toplulukları” hakkında bilgi veren Atik, Nusratlı Köyü Kültür ve Turizm Dayanışma Derneği’nin Güzelköy’e iyi bir örnek olabileceğini sözlerine ekledi.

güzelköy2_o

Kadın emeği değiştirir değdiği yeri

Kaz Dağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan, Çanakkale Ayvacık’a bağlı Nusratlı köyünün kadınları ile birlikte 2005 yılında kurdukları NusratDer‘de ürettiklerini satışa sunan, satılanları kayıt tutmak ve sipariş almak için bilgisayar kullanmayı öğrenen, birlikte hareket edip karar veren kadınların güçlerini yeniden keşfettiklerini, onların değişiminin köyü de değiştirdiğini anlatarak, Nusratlı köyündeki modelin Güzelköy’e taşınmasının çevre mücadelesini ve kadın dayanışmasını büyüteceğine inandıklarını söyledi.

Süheyla Doğan ve Nusratlı köyü kadınları

Zeytin direnişçilerinden Kaz Dağları’na canlı bağlantı

“Kaz Dağlılar Doğasına Sahip Çıkıyor” projesi seminerlerinin ikinci ayağı Güzelköy’deydi. Güzelköylü kadınların toplanma üssü olan eski ilkokuldaki buluşmada, Soma’nın Yırca köyüne görüntülü bağlantı yapıldı. Yırca Köyü Muhtarı Mustafa Akın, zeytin nöbetinde, termik santral direnişinde sivil toplum kuruluşlarıyla dayanışmalarını, seslerinin sosyal medyada kulaktan kulağa yayılıp kocaman bir çığlık olmasını anlattı. Kesilen zeytin ağaçlarının acısıyla termik santrali köylerine yaptırmama zaferinin bir arada yaşandığı günlerde kadınların direnişinin en önünde olmasının önemine değinen Mustafa Akın, Güzelköy’e ümit verdi. Güzelköylü kadınlar da Yırca’ya, Kaz Dağlarını, sularını, topraklarını, geçmişlerini altın madencilerine karşı el ele ve en önde savunmaya devam edeceklerine söz verdi.

güzelköy yırca470_o

Çanakkale Barosundan da tam destek

Güzelköy buluşmasına Çanakkale’den katılan Çanakkale Barosu Çevre Komisyonu Başkanı Avukat Ali Furkan Oğuz, Çevresel Etki Değerlendirme Kararları ve ruhsatların iptali için 2007 yılından bu yana 47 dava açtıklarını ve bu davaların hepsini kazandıklarını, Kısacık Altın Madeni projesine karşı Kaz Dağları köylülerinin yanında olduklarını söyledi.

13265908_1081830445216470_2938350581879025368_n

Kaz Dağları’nın Güzelköylü kadınları, altın madeni direnişinden üretime evrilen dayanışma hikayelerini kendi elleri ve sözleri ile yazıp anlattıkça, umutlu bir ses daha katılacak Yırca’dan Kaz Dağları’na, Cerattepe’den Alakır’a, Karabiga’ya dolaşan rüzgara.

11205602_10208460097728764_6990559902758199443_n

DSC_0727

https://yesilgazete.org/blog/2016/06/04/kaz-daglarinin-guzelkoyunde-cok-guzel-hareketler/

Bozcaada Ekolojik Belgesel Festivali için son başvuru tarihi 15 Mayıs

Standard

Türkiye’nin sansürsüz festivali olma şiarıyla belgesel yönetmenleri ve izleyicileri için perdesini germeye devam eden Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali (BİFED), üçüncü yılında da, aynı gökyüzü altında direnenlerin hikayelerini, Çanakkale’nin rüzgarıyla serpilen üzüm bağları, Ege Denizi’nin vurduğu eşsiz kıyıları betonlaşmasın diye mücadele eden ilçesi Bozcaada’da bir araya getirmeye hazırlanıyor. 12-16 Ekim 2016 tarihleri arasında gerçekleşecek olan BİFED’in Uluslararası Yarışma ve Gaia Öğrenci Ödülleri Yarışması için başvurular sürüyor.

bifed

Daimi teması ekoloji olan BİFED, amacını, yaşadığımız dünyanın sorunları ve zenginlikleriyle ilgili filmlerin, her türlü sanat eserinin üretimine ve sunumuna yeni bir neden oluşturmak, bu çalışmaları ödüllendirmek, ciddi ve bağımsız bir alan yaratılmasına öncülük etmek olarak tanımlıyor. Bozcaada Belediyesi ve Bozcaada Turizm İşletmecileri Derneği (BOZTİD) tarafından  organize edilen festival, doğa, toplum, iş ve işçi sağlığı, göç, tarım, yerel haklar, tohum, gıda, kentleşme, enerji meselelerini konu alan filmleri gösterirken, hem yönetmenler hem de izleyenler için umut veren özgür bir platform olmayı hedefliyor. Festival, Fethi Kayaalp Uluslararası Belgesel Yarışması, Gaia Öğrenci Ödülleri YarışmasıPanorama Film Gösterimleri, Söyleşi ve Atölye çalışmaları ve Çocuk Filmleri bölümlerinden oluşuyor.

bifed başvuru

Geçen yıl yarışma bölümüne 45 ülkeden 180 filmin başvuruda bulunduğu festivale bu yılki başvurular 15 Mayıs Pazar günü sona erecek. Yarışmaya başvuran filmlerin konusunu çevre sorunlarından almış ve 1 Ocak 2012 tarihinden sonra çekilmiş olması gerekiyor. Yönetmenliğini Petra Holzer’in, koordinatörlüğünü Ethem Özgüven’in, başkanlığını Bozcaada Belediye Başkanı Dr. Hakan Can Yılmaz’ın üstlendiği festivalde, dereceye giren filmler için Fethi Kayaalp Büyük Ödülü 7.000 TL, ikincilik ödülü 5.000 TL, üçüncülük ödülü ise 3.000 TL , öğrenci filmlerini desteklemek amacıyla festivale geçen yıl dahil olan Gaia Öğrenci Ödülü ise 1.000 TL olarak belirlendi. Yarışmaya katılım koşulları ve başvuru formu http://www.bifed.org/ adresinde.

Sadece yarışmaya katılmak, dünyanın farklı yerlerinden yönetmenlerin perdeye yansıyacak filmlerini kaçırmamak, baskı ve sansüre karşı özgürlükten yana kullandığı dille dikkat çeken festivale dahil olmak için heyecanlanan yönetmenler değil, çevre felaketine ve yaşam hakkı müdahalesine dönüşen her türlü girişime karşı yaşamdan yana duran belgesel izleyenleri de, umutlanmak, ilham almak ve Bozcaada’yı bir de sonbaharda yaşamak için not etsinler 12-16 Ekim tarihlerini bir yere.

 

Şubadap Çocuk’dan havaya, suya, toprağa ekoloji temalı çocuk şarkıları

Standard

Denizler mavi olurmuş, neden neden?
Mevsimler hep değiştirmiş, nasıl nasıl?
Ben anlamazsam anlatamam ki, bulurum yolumu dene, yanıl.
Ateş mi yakar, güneş mi batar, sorular dünyalar kadar.
Şubadap şubadap şubi, şubadap şubadap şubidap…

Bu sözlerin altına gitar, yan flüt, bateri döşeyin ve çocukların sokakta dans ederek, oyun oynayarak söylediği bir şarkı düşleyin. Adını bu şarkının nakaratından alan, Praksis Müzik Kolektifi‘nin çocuklar için çocuklarla birlikte müzik ürettiği Şubadap Çocuk grubuyla şimdiye dek karşılaşmadıysanız, 15 Nisan‘dan itibaren paylaşacakları ve bunun için heyecanla harıl harıl çalıştıkları ‘Gökyüzü Kimin?’ albümünü bekleyin. Bu esnada Şubadap Çocuk’a biraz yaklaşmak, hatta ‘Şarkıların tüm hakları çocuklara aittir.’ diyen grubun bu niyetine dahil olmak isterseniz, hikayelerine kulak verin.

kervan852244_6034028506347959496_n

Üç – Beş Ağaç Kervanı’ndan Çocuklara şarkılar

Ekoloji mücadelesini müzikle görünür kılmak, yaşam alanları için direnenlerin arasında ulaklık vazifesi yaparak halka dayanışma ruhunun gücüyle, yalnız olmadıklarını hatırlatmak için ‘Doğa talanına karşı bir sanat siperi’ şiarıyla yola koyuldukları Üç – Beş Ağaç Kervanı‘ndan tanıdığımız Praksis müzik grubunun çocuk şarkıları yapma fikri, kervanın duraklarından birinde doğdu.  Gittikleri her yerde konser öncesi balonlar, boya kalemleri, pantomim ve oyunlarla çocuklarla bolca haşır neşir oluyorlardı ama Mersin’in Tarsus ilçesi, Boğazpınar köyündeki çocuklarla HES’lere karşı şarkı yapınca, üstelik o şarkı suç unsuru sayılıp yargılanınca, çocuk şarkıları yapmaya devam etmek kaçınılmaz oldu.

dinonun şarkıları

HES yapmak isteyen şirket, Praksis’in Boğazpınarlı çocuklarla birlikte yazıp söylediği şarkıdaki “HES yapma boşuna, yıkacağız başına” sözleri hakkında tehdit ve hakaret içerdiği iddiasıyla  suç duyurusunda bulundu.  Altı yaşındaki çocuklardan oluşan Boğazpınar Çocuk Korosu‘nun şarkısı, yargılandığı davadan beraat etti. ÇED toplantılarının dillere pelesenk sloganını haykıran nakaratının önüne, direnişin sebebine göre zaman zaman “termik”, zaman zaman “maden” alarak çevre mücadelesinin marşı haline geldi.

hes

Rivayet o ki, bir gün Boğazpınar’da bir öğretmen sınıfta haydi bildiğiniz bir şarkıyı söyleyin dedi, çocuklardan biri şen sesiyle “HES yapma boşuna….” diye başlayıp bu hikayeyi duyanları gülümsetti.  Şarkı aldı başını gitti, Boğazpınarlı çocukların selamıyla Yırca’da zeytin nöbetinde, Artvin Cerattepe’de, Kaz Dağları’nda, İzmir’in uzak mahallelerinde söylendi. Böylelikle oluşan Şubadap Çocuk müzik grubunun bu şarkısını, ‘Bomba yapan bay bilgin, hiç oyuncak yaptın mı?” diye soran “Bilmiş Çocuğun Şarkıları”, dinazorun ağzından evrimi anlatan “Dino’nun  Şarkıları” albümleri izledi.

şubadappp

3. albüm geliyor: Gökyüzü Kimin?

Parklarda, sokaklarda, çevre mücadelesi alanlarında, köylerde, okul bahçelerinde söylenen, CDleri dağıtılan, internetten indirilen Şubadap Çocuk şarkıları şimdiye kadar yüz bin çocuğa erişti. Çocukların çevrenin, doğanın farkında büyümelerini, ona zarar veren herşeyi bilmelerini ve birlikte nasıl korumaları gerektiğini müzik ve oyunla öğrenmelerini çok önemseyen Şubadap Çocuk, yeni albüm için Doğa ve Ekoloji temasını belirledi. Tüm şarkıların sözleri pedagog, psikolog, tiyatrocular, eğitimciler ve yazarların elinden geçti, Praksis besteledi, çaldı, çocuklar söyledi.

pantomim

15 Nisan’dan itibaren elden ele, kulaktan kulağa, ücretsiz dolaşacak olan “Gökyüzü Kimin” adlı albümün hazırlıkları hızla sürer, son kayıtlar alınırken konuştuğumuz Praksis Müzik Kolektifi‘nden Serdar Türkmen, Şubadap Çocuk’un yeni  albüm heyecanını ve detayları paylaştı.

şubadap

Havaya, suya, toprağa çocuk şarkıları düştü!

Doğa ve Ekoloji temalı 8 şarkıdan oluşan ve Gökyüzü Kimin? diye soran albümde, diğerlerinde olduğu gibi yine çocuk sesleri yükseliyor, yer yer bu neşeye kuş cıvıltıları karışıyor.  Bu albümde enstrüman çeşitliliği ve müzikal arayış da ön planda. Rock türündeki şarkıların arasında ‘Irmaklar Özgür Akacak’ rap şarkısı göz kırpıyor. ‘Zeytin Ağacı’ adlı şarkı, Praksis’in zeytin ve termik santral direnişiyle simgeleşen Yırca’da ateş başında birlikte nöbet tutup şarkılar söyledikleri Yırcalı çocuklara armağanı. ‘Çekirdeksiz Domates’, GDO’lu gıdalarla,  ‘Su’, suyun ticarileşmesi ve pet şişelere hapsolmasıyla, ‘Sivrisinek’, ‘Kurbağa Korosu’ ekolojik döngüyle, ‘Dinleyin Paragözler’, doğaya göz diken sermayeyle alakalı. ‘Gökyüzü Kimin?’ şarkısıysa, hepimizin çocukken güle oynaya söylediği  “Baltalar elimizde, uzun ip belimizde” diye başlayıp devamında aslında ağaç kesmeyi tarif eden şarkıya “Dur, doğa bizim, hepimizin” diyen bir başkaldırı…

şubadapp

15 Nisan’da video klibi de yayınlanacak ‘Gökyüzü Kimin?’ şarkısını Seferihisar Çocuk Belediyesi‘nde müzik çalışması yapan çocuklar, ‘Çekirdeksiz Domates’i ise Bodrum’daki BBOM Mutlu Keçi İlkokulu öğrencileri seslendirdi… Seyyar ekipmanlarla giderek “olay yeri” diye tabir ettikleri çocukların yaşadığı yerlerde kayıt yapan Şubadap Çocuk’un hedefi, şarkıların 5 milyon çocuğa ulaşması. Çocuklar hayal kurarak, soru sorarak, farkına vararak, eğlenip zıplayarak şarkılar söyledikçe başka müzisyenlerin de çocuk şarkıları yapması, halkanın yayılması.

yırca675796585_980449284_n

Halk sponsorluğu ile çıkan albümün tüm hakları çocuklarda saklı

Praksis Müzik Kolektifi’nin albümlerinin öne çıkan bir özelliği de, copyleft yani tüm haklarının bir şirkete değil halka, Şubadap Çocuk albümlerinde ise çocuklara ait olması. Üzerinde şirket bandrolünün değil, çocukların parmak izlerinin kalması. Çocuk şarkılarına genelde ticari yaklaşıldığını ve bu alanda üretim yapılmasına toplumun ihtiyaç duyduğunu ifade eden Praksis Müzik Kolektifi, kendilerinin bu işi sadece üreteni, kaydedeni olduğunu söylüyor. Bu gönüllü ve kolektif çalışmanın bir parçası olmak isteyenleri, diğer albümlerdeki gibi halk sponsorluğu ismini verdikleri ortaklaşmaya çağırıyor. Çocuk şarkıları yaparken özgür olmak, dayanışmayı çoğaltmak için bu yolu izleyen grup, şarkıların tüm çocuklara ve herkese ait olduğunu her fırsatta vurguluyor. Yayınlandıktan sonra internetten ücretsiz indirilebilecek albümün kayıt ve çocuklara elden dağıtım masraflarına elinden geldiğince katkı koymak isteyeler, subadapcocuk@gmail.com, www.subadapcocuk.org adreslerinden gruba ulaşabilir.

cerenn890843974302016_5447319350927549953_n

Defansta Doğayı Sevdiğini Söyleme Günü Taktiği

15 Nisan’dan itibaren  internetten ücretsiz indirilebilecek olan albüm için heyecanlı geri sayım sürerken, yeni şarkılar çocuklarla sokaklarda buluşmaya başladı bile. Bir süredir “Doğayı sevdiğini söyleme günü” etkinlikleri düzenleyerek çocuklarla buluşan Şubadap Çocuk, pantomim, drama, müzik ve resim dolu aktivitelerle çocuklarla doğayı, onu korumayı ve hayallerini konuşuyor. Sorular sorup, cevaplarını birlikte arıyor. Sıradaki buluşma 10 Nisan’da İzmir’in Foça ilçesi, Demokrasi Meydanında. Gökyüzü kimin? albümünün şarkılarının da söylenip CD lerinin dağıtılacağı etkinliğe tüm çocuklar davetli. “Sermaye İzmir’in kuzeyine göz dikti ve biz de buralarda çocuklarla defans kuruyoruz” diyen Praksis, müzik üzerinden kuruyor taktikleri. Savunmanın gücünün kaynağı, oyuncularının sevgisi. Bu müzikli, renkli, eğlenceli ve doğaya iyi niyetli oyuna katılmak isterseniz, takipte kalıp seslerine el vermeniz yeterli.