Eksik kalan bir hikaye Soma… Unutma…

Standard

O gün bindiğimiz otobüs ilk kez sapacaktı
Çanakale İzmir yoluyla uzun yıllara dayanan tanışıklığımda
önünden hep hızla geçtiğim tabeladan, Bergama’ya…
Yaklaşık bir saat sonra da,
coğrafya dersinde yeraltı kaynaklarımızı ezberlemeye çalışırken
yakaladığım bir harf benzerliğinden,
linyit kaynaklarımızda ilk aklıma gelen, Manisa – Soma’ya…
Soma
çocukken kurduğum bu yarım uyaklık masum oyundan şimdi çok uzakta..
Yüzlerce çocuk var orada oysa…

Çoğu çok küçük, ders kitabımdan öğrendiğim yaştan Soma’yı…
Yağmurdan mı havanın ağırlığı, yoksa değil şehre; ülkeye sinen ağıttan mı…
Şehrin girişinde kömür karası dumanını aralıksız gökyüzüne salan o termik santralin ürkütücü bacasından mı?

Yakınından geçtik bir kamyon dolusu oyuncakla…
Kitap, defter, kalem, flüt, top, uçurtma… Ve bisiklet…
Tüm bunlar yeter mi kömür karasının bulaşıp eksik bıraktığı hayatlara bir an olsun renk katmaya?

Babasıyla hiç oyun oynayamamış, tanışamamış ya da oyunu yarım kalmış çocuklara dokunmak,
sarılmak için çıktık yola…
Annelerinin elini tutmaya, konuşmaya,  susmaya, ağlamaya, dinlemeye, acılarını paylaşmaya…
Unutmamaya… Dayanışmaya…

Çanakkale Tabip Odası önderliğinde başladı kampanya…
Soma’da babasını maden faciasında kaybeden çocuklara psiko-sosyal travma noktasında destek vermek amacıyla, özellikle yaz tatilinde dikkatlerini başka alanlara odaklayacak kitap, oyuncak, bisiklet, uçurtma ve kırtasiye malzemeleri gibi yardımlar toplandı iki hafta boyunca…
Çanakkale Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. İlhan Pirinçciler; Fotoğraf Sanatçısı Aykan Özener aracılığıyla,
eski öğrencisi olan Soma Galatasaray Taraftar Derneği Başkanı, sürecin, gelişmelerin Soma’daki canlı takipçisi, maden işçilerinin ailelerini ve hikayelerini çok iyi bilen gönüllü Mehmet Ali Işık’la birlikte planladı izlenecek rotayı…
Çanakakale Tabip Odası’nın başlattığı kampanyaya çeşitli kamu kurumları, meslek kuruluşları, sendikalar ve Çanakkale halkı da büyük destek verince hızla büyüdü “Çanakkale Dayanışması”na…
Çanakkale’den Soma’ya…

Sıla ve abisi Samiyle tanıştık ilk girdiğimiz evde…
Savaştepe köyünde…
Sıla kitaplarına sarıldı, çok sevdi,
Babasının iş güvenliği kurallarının hiçe sayıldığı maden ocağına inmeden önce evden çıkarken önünden geçtiği,
kapısında; uyulmadığı takdirde 5 TL ceza isteyeceği “kurallar” ını yazdığı çizgili defter kağıdının asılı olduğu odasını
ve oyuncaklarını gösterdi…
Duvarda Sami’nin sünnet kıyafeti…
Neyse ki iki yıl önce giymişti…

Babasına son dokunuşu, ona veda ettiğinden, herşeyden habersiz
tabutuna kondurduğu öpücük olan 2 yaşındaki Hira Nur’un evindeyiz şimdi…
Bu anı haberlerde izlerken boğazımız düğümlenmişti…
Uyuyor… Melek gibi…
Annesi lokum tutuyor; oğlunun fotoğrafının siyah bantlarla asılı olduğu pencerenin gerisinde, gözü yaşlı,
oğlunun Hira Nur’unu  10 yıl nasıl beklediğini, ona hiç doyamadığını anlatıyor…
Odanın kenarında, üzerinde Hira Nur’un kıyafetlerinin asılı olduğu bir soba…
Yanmıyor… Nasıl yanar ki bundan sonra?
Ellerim lokum, rutubet ve acı kokuyor…

Arada, küçücük bir ev tarif ediyorlar sonra…
Ev diyorum ama; tek göz oda, mutfak aynı zamanda…
İçeride dünya tatlısı esmer bir oğlan…  Hasan… 4 yaşında…
Meğer daha büyük bir ev yapabilmek için girmiş babası madene
son çıkarılanlardanmış…
Ne anlatayım ki diyor annesi, dert ortağımdı, eşimdi
Şimdi kimseye bir şey anlatamıyorum, kimse anlamıyor…
En fenası geceleri, boşluğu herkes gidince ortaya çıkıyor…
Oğlumuz doğuştan  hasta, köylüyüz biz, garibanız…
Hep garibanlar mı ölür?
Ne anlatayım diyor yine, birşey soramadım ki, ne sorulur ki…
Röportaj yapan muhabirlerin “kaç yıldır madendeydi” sorusundan öteye neden gidemediklerini şimdi anlıyorum…
Ne söylenebilir ki… Hiç birşey Hasan’ın babasını geri getirmez ki…
İki çam fidesi siyah poşette, leğenin içinde, evin önünde…
Başına dikeceğim diyor, ellerimle… Ne söyleyeyim ki…

Bizim ziyaretimizden yaklaşık bir hafta önce dernek kurdu madenciler Savaştepe’de…
Hayat… Davullu zurnalı gelin çıkacak birazdan bir evden az ötede…
Derneğin camında düğün davetiyeleri, yanında ölenlerin isimlerinin listesi..
Ayda 15 TL aidat, 25 kuruş çay…
Bu dernek çok önemli, ilk yürüyüşlerini o hafta başında yaptılar…
Konuşurken madencilerle, genç bir kadın geldi yanımıza…
3 kızı var, bundan 8 ay önce kaybetmiş eşini madende…
Duyulmadı dedi, tekti…
Senin öldüğünü zannetmiştim dedi sonra içlerinden birine… İyi olduğuna sevindim…

Sarıbeyler köyüne geçiyoruz oyuncak kamyonuyla…
Acı elle tutulacak kadar büyük burada da
Evler daha küçük ve bakımsız Savaştepe’ye bakınca…
Tek oğullarını kaybetmiş, barakadan bozma bir evde yaşayan çok yaşlı bir madenci ailesine sarılıyoruz…
Dostlar sağolsun evladım diyor dede…
Yufka açılıyor hemen aşağıda taşların üzerinde…
İkram etmeden göndermiyorlar…

Köyün çocukları kamyonun başında, etrafta flüt sesleri,
bozuk yollarda bir aşağı bir yukarı bisiklet sürenlerin neşesi…
4 yaşında iri gözleri mahçup gülümsemesiyle küçük bir kız çekiyor hepimizin dikkatini…
Adı Ceren, dünya güzeli…
Çok şükür ki babası hala yanında, o da madenci…
Bebeğini çok sevdi, bir de bisiklet istedi…
Onun boyuna göre bisiklet kalmamıştı, başka hediyeler verdik ama çocuk ya işte…
Çok ağladı, babası ben sana alırım kızım dedi, çaresizdi…
Ağlamasına çok üzüldüğü için gitti…
Berçem Ablası giderken ona bisiklet alacağına söz verdi
Birkaç gün sonra Mehmet Ali Abisi götürdü Ceren’e pembe bisikletini..
Ceren bir daha hiç ağlamayacağım dedi, önce bisikletinin üzerinde Berçem Ablası içinpoz verdi,
sonra tekerleklerini annesine sildirtip babası .gelinceye kadar evde bekledi…
Baba madenden eve geldi, mutluluktan ağladı, Ceren babasına kocaman sarıldı…

Çanakale Dayanışma’sı; çocukların hayatlarına değerken, avuçlarımızda kaldı minik elleri…
Emirhanla Sudenaz gibi…
Anne, anneanne, babaanneyle birlikte yaşıyorlar aynı evde
Dört kadınlı bir evin 11 yaşında, tek erkeği…
Bisikletleri bahçede kuruldu, Sudenaz’ınkinin bir vidası o an kayboldu…İlhan Hocam vidayı nasıl halledeceğimiz konusunda endişelenirken Aykan Hocam, Emirhan halleder dedi,
Emirhan hemen atılıp, bisikletçinin yerini tarif etti, ben yarın yaptırırım dedi…
Aykan Hocam, ayrılmadan önce, sizi hep bisikletlerinizle hatırlayalım çocuklar diyerek o anı fotoğrafladı…
Benim ömür boyu unutamayacağım kareyse; Emirhan’ın, bahçenin ortasında kalan iş çantasını kenara kaldırışı, ağır adımları…

Soma’da hayaller de eksik kaldı hayatlar gibi, hikayeler de…
Belki de onun için babalarının mezarları başına bırakmış çocuklar en sevdikleri oyuncaklarını, sallanıp çıkan süt dişlerini, kıyafetlerini, fotoğraflarını…
Madenin içinde kalan parçalarına, yeryüzünden bir hatıralarını…
Arkada kalan sevgililer gözyaşlarını,
anneler parmaklarıyla takip ede ede okudukları dualarını…
Babalar, kardeşler, akrabalar ağıtlarını…
Bugün Soma Faciasının 1. ayı…
Sahi, kaç zaman geçerse unutulur ya da unutturulur acı?

Büyük bir boşlukla, yalnızlıkla, ihmaller zincirinin öfkesi
yitirdiklerinin o madene girme zorunluluğundaki çaresizlikle, güvensizlikle
eksik kalan hayalleri, dilekleri, aileleri, sevgileriyle yüzlerce insan orada,
seslerini duyuyoruz, çok yakınımızda…
Ve binlerce maden işçisi, her sabah boyunlarında fenerleri, insana yakışmayan koşullarda,
düşük ücretlerle,  kömür çıkarmaya iniyorlar;
resmi rakamlara göre 301 madencimizin yaşamını yitirdikten sonra öğrendiğimiz ortamda
kıyafetleri gibi, hayatlarını da asıyorlar o paslı zincirlerle kirli kovalara…
Hatta bazen o kovalara sokularak indiriliyorlar ocağa…
Bir gün daha çıkarsa  yüzünde karasıyla madenci ışığa
şükrediyor ailesine kavuştuğuna…
Yarının garantisi var mı yine böyle bir facia yaşanmayacağına?
Sadece madenler değil, her gün işçiler ölüyor  Soma’ya sebep olan düzende, koşullarda, iş başında…
Acımız çok büyük, derin…
Dileyelim ki, ışık olsun madencinin güneşi tüm karanlıklara…

kkkkkkkk

 

Çanakkale Tabip Odası Başkanı Dr. Hülya Görgün ve tüm odaya,
bu projede yer almamı sağlayan ve bana da büyük katkı sağlayan, Çanakkale Dayanışması fikrini çoğaltan Çanakkale Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. İlhan Pirinçcilere, Soma ziyaretinde de, sonrasında da Soma’yla aramızda köprü kuran Mehmet Ali Işık’a, fotoğrafları ve izlenimleriyle dayanışmaya, yazıya ve bana büyük katkı sağlayan Aykan Özener’e, ziyaret boyu ve sonrası birlikte hareket ettiğimiz Berçem Abul Gümüş’e, Çiğdem Özcan’a, mesai arkadaşlarıma, Çanakkale Çevre Platformuna ve son olarak Çanakkale Dayanışmasına sonsuz teşekkürler…
Soma’yı unutturmayalım…

 

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

One response »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s