Yok Öyle Kararlı Şeyler’den ortaya şöyle bol esprili, pek samimi söyleşi; yanında ilk albüm çizimleri : )

Standard

Armut, Keyif Düğünü, Hızla Beklenen, 34 ve Nefret Söylemi…                   yökş logo)
Öğe niyetine dizince sözlerin üzerine müziklerini
İşte anlamlı, kuralsız ve kararsız beş şarkılık ilk EP
Müzik Hayvanı; etiketi…
Kararlılıkla takipteydim şarkılarını; gruptan
bir radyo programı vesilesiyle haberdar olduğumdan beri…
Evde yaptıkları kayıtları sosyal medya üzerinden paylaştılar bir süre
Okula devam ettiler bir yandan, akılları yapmak istedikleri müzikte…
Bir sarılsan tüm gücünle, geçer bir günde diyerek günün birinde,
Surların içinde kuşatılmış, kendini bile duyamayan şehirde bir araya geldiler
Çizdikleri şarkıları çalıp söylemeye…
Erdem, Emrah, Çağrı, Boğaç ve Ramazan…
Müziklerinden samimiyet geçen,
İkinci yeniden aldıkları ilhama arkadaşlıklarını ve mizahı katan,
Çaylar demlenirken, evde ekmek yokken bilerek uyuyakalan,
Tişört yakışmayınca defansta salça ekmek takılan,
Kafasına takmayan beş kararsız adam…

65656_566081910090279_1791977494_n

Çok heyecanlılar bugünlerde
İlk stüdyo albümleri nihayet iTunes üzerinde satışta ve her bir yerlerde : )
Funorg etiketiyle çıktı; yeni ve eski şarkılarının stüdyo düzenlemeleriyle 10 şarkı…
Albüme Serdar Ateşer, Harun Tekin, Akın Eldes ve Volkan Gürkan gibi isimler el attı;
Ortaya tam da Yok Öyle Kararlı Şeyler’den beklenen bir çalışma çıktı.
Acaba albümden sonra o samimiyet kaybolur mu diye endişelenen
ya da ilk günden beri takip ettikleri grubu kendine saklamak isteyen dinleyenleri de
“takmasınlar kafalarına” : )
Şarkı isimlerinden çay muhabbetine, sosyal medya paylaşımlarından Ne Var Ne Yökş buluşmalarına, alışageldiğimiz mizaha…
Değişen hiç bir şey grupta : )
Konserler, festivaller yoğun bu ara, bir de albümü satın alırken yaşanan diyalogları merak ediyorlar


Emin olun, müzik yaparken de, müziklerini paylaşırken de çok eğleniyorlar ve
kararsızca çıktıkları yolda emin, güçlü adımlarla ilerliyorlar
Müzikleriyle geçtikleri yerlerde kocaman bir tebessüm bırakıyorlar…
Bilmeyenler şaşırabilir; o çok güldüğünüz Educatedear videolarının arkasında Boğaç var: )
Detaylar az sonra, ve yeni albüme, gruba dair merak ettiğiniz her ne varsa…
Daha onlar bile bir arada değilken, evvel zamandan beri takip ettiğim grupla
ilk albüm heyecanlarını paylaştığım ve bu şahane müzisyenlerle tanıştığım için
çok mutluyum kendi adıma…
Buyrun, Yok Öyle Kararlı Şeyler Belediyesi mesire alanına
Yeni başlayanlar en öne, sadık takipçileri ortaya, hala grubumu kimselerle paylaşmam diyenler mümkünse en arkaya : )

Buraya gelirken sordular röportaj kiminle diye; Yok Öyle Kararlı Şeyler dedim… Hatta tekrar ettim : ) Bilenlerin hoşuna gitti, daha önce duymamış olanlarsa o da ne der gibi baktılar yüzüme : ) Ben biraz anlattım, sizden dinleyelim mi bir de?

Erdem Topsakal: Biz çocukluk arkadaşı, ses çıkarmaktan hoşlanan beş kararsız adamız aslında… Sonunda İstanbul’da buluşarak , şarkıları kaydetmeye başladık. Bizim de söyleyeceklerimiz olduğu için enstrümanlarımızı bir aracı olarak kullanıyoruz ve bizi anlayacağını umduğumuz insanlara ulaşma amacı güdüyoruz. Bunun için interneti kullandık bu güne kadar ve bu beş kararsız adam en mutlu günlerini yaşıyor bu sıralar; ilk albümümüz geliyor : )

Harika… Bu kararsız beş adamı yakından tanıyalım mı biraz daha ?

Erdem Topsakal: Grupta vokal yapıyorum ve gitar çalıyorum. Endüstriyel tasarım okudum, yeni mezun oldum. İstanbul’da iş, müzik ve öğrencilik arası gidip geliyorum.

Çağrı Özer: Klavye ve geri vokaldeyim. İki üniversite terk ettikten sonra iki yıllık bir üniversiteden mezun oldum, sonra da ses mühendisliği üzerine eğitim aldım.

Emrah Fıçıcı: Gitar çalıyorum. Elektrik okuyorum. Elektrik çok sevdiğim ve ilk görüşte çarpıldığım… (gülüşmeler) Öyle… Elektrik gitar çaldığım için herhalde : )

Ramazan Kırdı: Bas gitar çalıyorum, Ege Üniversitesi su ürünleri bölümünü terk ettim, Uludağ Üniversitesi’nde ekonometri bölümünü kazandım. Bitirmeye çalışıyorum hala, uzadı okul. Bursa İstanbul arası gidip geliyorum.

Boğaç Soydemir: Kültür Üniversitesi’nde İletişim Tasarımı okudum. Kurgu, montaj, video yapımıyla uğraşıyorum, bir yandan da grupta davul çalışıyorum.

DSCF6116

Grubun mottosunu artık daha iyi anlıyorum; mütevazi rock yapıyoruz ama tersi de olabilirVe ne kadar kararsız olduğunuzu : ) Eminim okuyucularımız da hissetmişlerdir grubun isminin bu beş kararsız adamla müthiş uyumunu : ) Albümü konuşmaya başlamadan önce, ‘şarkı çizip resim çalan’ grubun şimdiye kadar yaptıklarından biraz daha bahsedelim mi?

468273_414718438559961_1938513768_o

 

Erdem: Teşekkür ediyoruz, çok güzel tarif ettiniz. Memnun oluyoruz böyle anlaşıldığımızı karşıdan görünce… Resim çalıp, şarkı çizme olayına gelince, şarkı sözü yazarken bir yandan da derslerime hazırlanıyordum. Elim sürekli kağıt kalemdeydi, çizim yapıyordum. Bir şey çizip, acaba bu nasıl bir şarkı olur diye çok düşünmüştüm bir ara… Oradan çıkma bir şey o aslında… Çok üşendiğimiz için çok fazla yapamadık ama eskiz olarak tüm şarkıların çizimleri var.

 

Şarkı sözlerinde de klişeden ve bencillikten uzak durmayı tercih ediyoruz. Bir milyon tane ayrılık şarkısı zaten var, biz bir milyon birinciyi yapmak istemedik. Kimi zaman mizah, kimi zaman bir şairin dokunuşu ya da kimi zaman gündelik dille; aynı hisleri farklı yöntemlerle anlatmak hoşumuza gidiyor. Evde ekmeğin olmaması da bir şarkı olabilir bize göre, tişörtün yakışmaması da…  Endüstrileşti müzik de,  şarkılar da… Unutulmaması gereken onlarca farklı his var. Çayın şurada çıkardığı sesten, Çanakkale’ye gelmekten bile bir sürü söz çıkabilir. On beşi aşkın şarkımız var ve hepsinde bir konu, konsept var.

Emrah: Benim de çok dikkat ettiğim hatta rahatsız olduğum bir konuydu; radyoda dinlediğim şarkıların çoğu aşk üzerine… Hayatımızın tamamını kaplayan bir şey değil ki, neden bütün şarkılar aşk üzerine olsun? Hayattaki küçük mutlulukların ya da mutsuzlukların toplamı, detayları belki de aşktan daha fazlasını hissettiriyor bize… Bunları şarkılarda işlemek bizim kendimizi daha iyi anlatmamıza yol açıyor ve insanlar da bunu keşfediyor. Hissediyorlar bu mottomuzu, tanıdık geliyor ve bu yüzden de hoşlarına gidiyor.

34 isimli şarkınızda mesela, İstanbul’la olan meselenizi ve o şehirde yaşama hallerini anlatıyorsunuz ya, nasıl aranız; siz alışabildiniz mi İstanbul’a?

Erdem: Aslında o İstanbul’a misafir olarak giden birinin gözünden bir şarkı, İstanbul’da yaşamıyorduk yazdığımda… Benim ilk gözlemlediğim şey şu olmuştu, şarkıda da geçiyor; gizli bir memnuniyet var İstanbul’a karşı… Herkes sitem ediyor, küfür ediyor, bir çekememezlik var, trafik, kaos, kalabalık… Ama orada kalıyor insanlar, bir şekilde terk edemiyor. Sonunda biz de içinden görebiliyoruz, hakikaten doğru bir tespitmiş. Ben de artık daha çok nefret ediyorum ama gitmek de istemiyorum İstanbul’dan…

Bana kalırsa tam da burada başlamalıyız albümden konuşmaya, şahane bir deneyim olmalı Harun Tekin’in size eşlik etmesi bu şarkıda : )

yyy_n

 

Erdem: Müzik Hayvanı’ndaki çalışmada da vardı bu şarkı, yeni albümde de olmasını istedik. Sevgili Serdar Ateşer prodüktörlüğünde stüdyoda kaydettik. Serdar Abi, Mor ve Ötesi’nin “Güneşi Beklerken” albümünü de prodükte etmişti. Son gün, Harun Tekin geldi. Biz albümü kutluyorduk neredeyse, bitmişti her şey…  Bir bakalım ne yaptınız dedi, oturup her beraber tüm albümü dinledik. 

 

 

Harun Tekin’i çok seven çocuklar olarak gelmesi dahi çok hoşumuza gitmişti fakat biraz daha büyüdü olay; 34’ü çok beğendiğini ve söylemek istediğini dile getirdi. Çok mutlu olduk, hep birlikte zıpladık liseli kızlar gibi ( gülüşmeler : ) Stüdyoya girdi ve nakaratları söyledi. Bizim çok içimize sindi. Klibi de Boğaç ve ekibi çekti. Klipte de oynamasını çok istedik ama işleri gereği kendisi tercih etmedi. Sesi önemli zaten, sesi yeter, inanması çok önemliydi. Klip de çok güzel oldu, şarkı da… Bizi iyi anlattığına inanıyoruz.

Sürpriz bir isim daha var albümde, Akın Eldes… O nasıl dahil oldu hikayeye ?  

Boğaç: Hikayeyi daha da geriye alırsak, Serdar Ateşer’le yolumuz “Be The Band” müzik yarışmasında kesişti… Finalist gruplarla compilation albüm yapılacaktı, prodüktörümüz Serdar Ateşer’di.  Onunla çalışmaktan çok büyük keyif aldık. Bizi hiç engellemedi, sadece yol gösterdi. Bizim hep şu korkumuz vardı; birileri gelecek ve arkadaşlar böyle yapmışsınız ama tutması için böyle yapmanız lazım gibi yönlendirecek… Yeni albümde de onunla çalışmak istedik, Akın Eldes bizim için de gerçekten sürpriz oldu. Geldi ve bizim de çok sevdiğimiz şarkılardan “Hiçbirşeyizm”e o güzel solosuyla destek oldu. Şarkı bambaşka bir hal aldı. Aslında sadece solo atmadı; şarkıya el attı. Serdar Abi’yle birlikte aranje etti. Bu iki isimle çalışmaktan çok mutlu ve keyifliyiz.

Erdem: Serdar Abi’yle buluşmamız çok enteresan… “Evde ekmek yok” şarkımızla yarışmadaydık. On prodüktörün on grup arasında bir tercih yapması gerekiyordu, sırf sonunda çay karıştırma sesi var diye Serdar Ateşer bizimle çalışmak istemiş… Sempatik geldi sanırım; bu vesileyle tanıştık. Gruptaki çay muhabbeti de oradan geliyor; çay çok önemlidir bizim için… Harun Tekin, Akın Eldes gibi Volkan Gürkan da bu süreçte bizimleydi; çok önemli bir ses mühendisidir, çok değerli isimlerle çalışmıştır. Bahadır Cüneyt Yalçın da benim çok sevdiğim bir yazardır. Bir şiirini kullanmama müsaade etti; hobi… “Gitme demiyorum, hobi olarak yine git” : ) Bize çok yakındı, onun mizahına hastayımdır zaten… Yola çıkarken sırtımıza vuran, gönül bağı kuran çok güzel insanların dahil olduğu bir proje oldu bu dediğiniz gibi… Biz de yüzlerini kara çıkarmayacağız. İyi çalışıyoruz, bol konser veriyoruz. Güzel geçeceğine inanıyoruz.

Sabırsızlıkla beklenen ilk albümde bu kadar güzel isimler eşlik edince Yok Öyle Kararlı Şeyler’e, beklenti de yükseldi haliyle : )

Emrah: Bu sefer evden çıkıp stüdyoya girdiğimiz için işler farklı bir boyuta taşındı; kendi sesimizi bulma imkanımız oldu. Hamuru bozmadan, daha güzel şekil verdik. Beklentileri karşılayacak bir albüm oldu bence çünkü eski Yok Öyle Kararlı Şeyler’ i bozmadan, birkaç tık daha öteye taşıdık.

Erdem:  Beklentinin yüksek olduğunun ben de farkındayım. Aslında bu gizliden gizliye sakat bir durum… İnsanların yeni nesil gruplar için; bunlar da bozdu, albümden sonra çok değiştiler, popüler oldular, o samimiyet kalmadı,  şarkılar da değişti falan gibi yorumlar getirmeleri bana çok yanlış geliyor… Eminim ki her müzisyen, herkes gibi kendini aşma gayesinde daha iyisini yapma çabasındadır. Dolayısıyla herkesin içi rahat olmalı bu konuda… Bir şey yapılıyorsa daha iyi olması içindir ve ya imkanla çok alakalıdır… Öncekiler ev kaydıydı, bu bir stüdyo albümü, üstelik dokunan çok fazla insan var. Güzel şeyler olacağına inanıyoruz.

Albüm için hazırladığınız tanıtım videosu da çok eğlenceli…

Boğaç: “Keyif düğünü” şarkımıza kamerayı yanımızda taşıyıp, enteresan anları çekelim, sonra da bir klip yapalım gibi bir fikir vardı… İlk albümü yapma aşamasına gelince bunu erteledik ama bizim kamerayla gezip eğlenceli anlarımızı kaydetme alışkanlığımız devam etti. Madem ki hayatımızda ilk kez stüdyoda albüm kaydedeceğiz birlikte, bu çok heyecanlı, çok güzel birşey bizim için dedik ve kayıt anlarını kaydettik. Bir sürü malzeme oldu elimizde, albüm tanıtımı için farklı ve eğlenceli olacağını düşündük. Daha sonra ben en komik sahneleri şarkılarla iç içe koydum böyle bir video hazırladık. İyi tepkiler aldı, mutluyum ben de 🙂

Erdem: 3 dakikalık videoyu 15 dakika açıkladı, sanat filmi gibi ( gülüşmeler : )

Dinleyenleriniz albümden sonra değişip değişmeyeceğiniz hususunda kaygılanadursun; şarkıların isimlerine bakınca YÖKŞ geleneğinin bozulmadığını görüyoruz aslında… Bir Sherlok Değilsin, Hiçbirşeyizm, Domates…

Erdem: Grup ismi gibi önemsediğimiz bir tavır şarkı isimleri de… Büyük Ev Ablukada, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Halimden Konan Anlar gibi son dönem gruplarının isimleri bana kalırsa ifade cesareti, dönemsel bir akım… Biz de bunun içindeyiz ve albümde anlaşılacak kendi yolumuzu iyice çizdiğimiz… Şarkı isimlerinde Aşksın, Zalimsin gibi şeyler yerine şarkının içinden daha anlaşılır ya da daha “saçma”  şeylerin dikkat çekici olduğunu düşünüyorum. Albümdeki şarkı konseptlerine gelince de dediğiniz gibi, bir fark yok aslında eski şarkılarla; yine gündelik tespitler, farkındalık cümleleri, bencillikten uzak aforizmalarla dolu şarkılar…

“Bir Sherlok Değilsin”… Nasıl ki o suç çözmek için ip uçları toplar, biz de mutlu olmak adına ip uçları topluyoruz mantığında… İstanbul gibi kaotik bir şehirde, suçlu sen değilsin olanlardan; sen güzelsin, fikirlerin güzel, Sherlok kadar olmasa da… Ama sen önemli birisin, bunu da unutma gibi bir tema işliyor.

https://soundcloud.com/yok-oyle-kararli-seyler/bir-sherlock-de-ilsin

Hep bir gerçeklik sorgusu vardır ya, Hiçbirşeyizm’de bunu irdeledik aslında… Ben dönemsel olarak okuduğum kitaplardan etkilendiğim cümleleri hep yazarım bir kenara, bir melodi bulduğumda da hangisi yakışıyor diye üstüne okurum sayfalarca… Hep gerçeklikle ilgili cümleler geldi “yanlışlıkla.” : ) Nakarata kadar şarkı kendisini ve karşısındakini sorguluyor ve nakaratta da diyor ki; gerçek aslında tatmin edilenlerin aklında yaratılan bir yanılsamadır ve tek büyük; hiçbirşeydir. Belki biraz nihilist, belki biraz geç kalmış bir farkındalık ama bizim için önemli bir şarkıdır.

Domates dünyanın en saçma şarkısı olabilir : ) Bahadır Cüneyt’in şiiri de orada… Geniş bir adamın sevgilisine hitabı; gidiyorsun evden ama kapıyı da iyi it, kapı kolu bozuk biraz… Gitme demiyorum hobi olarak git : )

Ayaz’a var bir de… Geçtiğimiz Aralık ayında Konya’da 40 günlük bir bebek vefat etmişti soğuktan… Çok etkilemişti beni, keza Van’da donarak ölen çocuklar da… Gezi döneminde de böyle dönemlerde de mikrofon uzatıldığında bir şeyler söyleme ihtiyacı duyuyoruz. Dönem aslında bir şeyler ifade etme dönemi; biz bu konuda korkmuyoruz, çekinmiyoruz, fikirlerimiz açıkça söylüyoruz.  O çocuğun ölmesinde hepimiz suçluyuz, şarkıda bunu vurguluyoruz.

Gezi direnişi için yazdığınız “Kökler” niye yok albümde?

Erdem: Albüme almak istemedik çünkü bir şey ne kadar hassassa, onu lanse etmesi, reklamını yapması da o kadar ironik oluyor. Biz samimi bir grubuz diye her röportajda samimi samimi demenin irite edebileceği gibi…  Kökler de hassas bir şarkıdır bizim için… Konserlerde çok özgüvenli, rahat çalarız ama açıkçası onu albüme koyup tekrar onunla bir yerlere gelmek istiyormuş gibi gözükmek istemedik. O şarkıyı yapmak 15 dakikamızı aldı, biz iki gün yayınlasak mı diye düşünmüştük aynı sebeplerle… Güzel bir şey yapıyorken basit bir hatayla yanlış anlaşılmak istemiyoruz, o yüzden bu güne kadar yavaş ve sağlam ilerleme yolunu seçtik. Bundan sonra da öyle devam edecek. Belki bu bizim kuruntumuz ama tercih ya neticede…


Sizi takip edenler heyecanla bu albümü “her bir yerlerde” bulacakları anı bekliyorlar fakat şöyle de bir durum var; “yaşasın albüm çıkıyor evet ama kimselere söylemeyim de herkes bilip dinlemesin, sadece ben bileyim
: ) Ne diyorsunuz bu durum için?

RamazanFarklı grupları dinlediğimizde bizde de başka kimse dinlemesin, bize özel kalsın hissi oluyordu kimi zaman fakat sonradan anladık ki bu biraz bencillik… Grubun önünü de kapatmış oluyorsunuz, o yüzden çok fazla katılmıyoruz bu duruma ve paylaşmalarını istiyoruz ( gülüşmeler : )

Erdem:  O olay bütünüyle yanlış bir fikir karmaşası geliyor bana da; özellikle alternatif piyasada müzik yapmak için uğraşanlara yapıldığında… Yüzde sekseni pop olan bir piyasada beklentisiz müziğini yapmaya çalışırken, “popüler” olma ihtimalin zayıfken bir de dinleyenlerin, yani bizi esas anlaması gereken kişilerin böyle düşünmesine biz çok üzülüyoruz. İzmir’de kimse konsere gitmesin diye konser afişlerimizi indirecek kadar bizi seven fanlarımız var mesela, ben böyle bişey göremedim : )) Hem hoşumuza gidiyor , böyle bir şeyle ilk kez karşılaşıyoruz, çok sevdiğinin göstergesi, masum da bir yandan; diğer yandan da bize zarar verdiğinin farkında değil… Keşke ozaletçiden gidip daha fazla çıktı alsa, assa her tarafa, bu değil midir aslında sevginin göstergesi?

Yok Öyle Kararlı Şeyler’i keşfettiğimden beri değil kendime saklamak,  radyo programımda çalıyorum, bahsediyorum; içim rahat : )  Grubu albümle birlikte yeni tanıyacak olanlar için grubun mizah yönünü niteleyen kendinize has kavramlarınızdan da bahsedelim mi ? Mesela, YÖKŞ Belediyesi : )

Emrah:  Böyle isimler kullanmayı çok seviyoruz, kendi aramızda muhabbet ederken de çok kullanıyoruz, çok güldüklerimizi de paylaşıyoruz sosyal medya üzerinden… YÖKŞ Belediyesi’nin de çok derin bir hikayesi yok, söylenmiş komik birşey  : ))

Erdem: Yerel seçimlerden önce, alternatif belediyesiyiz gibi saçma bir sosyal medya esprisiydi. Ama güzel, benimsedik : )

Peki, Ne Var Ne Yökş ?   10254010_739240506107751_3153798679045724221_n

Erdem:  Ne Var Ne Yökş bana kalırsa bizim müzikten sonra en doğru yola saptığımız bir aşamaydı. İnsanlarla neden sadece sahne günleri, performans öncesi görüşelim düşüncesinden çıktı. Sevdiğim bir müzisyenle dışarıda görüşmek keşke mümkün olsaydı, neden olmuyor diye sorgulamıştım. Biz de hazır yolun çok başındayken bu işe başlayalım dedik.

Emrah: İşin aslı, Erdem bizimle takılmaktan sıkıldı : )

Erdem: Birincisini Büyükada’da yaptık, YÖKŞ konseri olarak organize ettik, iki üç kişi beklerken kırk kişi geldi. Esprisi de sucuk alan en önde, biber ortada, domates en arkada oturabilirdi : ) Onsekiz yaş altı kitle yasalar gereği giremiyorlar ya mekanlara, onlarla da konser öncesi görüşmüş oluyoruz. Bence bu son derece önemli,  her grubun yapması gereken birşey. Geleneksel hale getirdik bunu.

Hem bu organizasyonla hem de sosyal medyada mesajlara verdiğiniz yanıtlarla samimi bir ilişki içindesiniz dinleyicilerinizle… Çok eğleniyorum paylaştıklarınızı okurken ben de… Kim yazıyor onları?

Erdem: Twitterı, facebooku ağırlıkla ben kontrol ediyoruım ama bununla anılmak istemiyorum açıkçası : )) Hepimiz aynı anda basıyoruz klavyeye diyorum; ben yönlendiriyorum, onlar ateş ediyor : )) İfşa oluyorum tabi yavaş yavaş, hoşuma gidiyor yazmak… Boş vaktim de var, neden cevaplamıyım ki? Gruplar artislik boyutuna geçer ya bir süre sonra, cevap vermez, ciddiye almaz… Bunu da aşmak niyetindeyiz… Grup olabilirim, ama konuşabilirim. Hoşumuza gidiyor bütün bunlar…

Sizin aranızdaki iletişim de en az bu anlattıklarınız kadar keyifli, durmadan gülümsüyorum röportajın başından beri : ) Şarkılarda da hissediliyor bu enerji, mesela Geçen Yine Oturuyoruz : ) Kim anlatmak ister hikayesini? 

(gülüşmeler ) Emrah: Yeni albüm kayıtlarından sonra boş bir günümüzde sıkıldık. Geç olmuştu eve gidemedim galiba : ) İçimizden bir şarkı yapmak geldi, o gün de Boğaç gelememişti… Şarkıya başladık, sözleri yoktu, Erdem diğer odaya geçip böyle sözler yazdı.

Erdem: O durumu yazdım aslında, hiç hatırlamıyorum, çal deseniz çalamam : )

Emrah: Şarkı artık bitmek üzereydi, Boğaç’ı da arayalım dedik, o da olsun şarkıda… Telefonla aradık ve sesini kaydettik.

Erdem: Haberi yok, aradık ve mikrofon tuttuk : )

Telefondaki elma soyuyorum cevabını şarkının esprisi değil miydi : )

Boğaç: Gerçekten elma soyuyordum, ki ben normalde elma soyan bir insan değilim : ) Benim için enteresan bir aşamaydı, o yüzden paylaşmak istedim arkadaşlarımla… Onlar daha sonra solo geliyor, kapat deyince biraz şüphelendim bişeyler olduğundan, sonra rahatsız etmedim. Bir saat sonra arayıp sorunca çıktı ortaya, biraz kulanıldım o şarkıda : )

https://soundcloud.com/yok-oyle-kararli-seyler/yok-yle-kararl-eyler-ge-en

Şahane bir hikaye : ) Albümde yer almasına sevindiğim  şarkılardan biri de, Nefret Söylemi …  Grubu iyi anlatıyor bence, klip de öyle…

Erdem: Tamamen bir arkadaş jestidir o klip bize, sevgili Hakan ve Berkay…  Çok emek var, ödünç kameralarla ve arkadaşlarımızla çıktık sokağa, iki günde çektik. Senaryosunu sarılma üzerine; bir süper kahraman ya da bunun mesleği olsa, sarılarak sorun çözen bir figür nasıl gözükürdü diye kurguladık. O imkanlarla çok içimize sinen bir iş oldu.

 

yökşthe2Bundan iki yıl önce kendi kendinize yapıp facebook’da yayınladığınız röportajlara bakılırsa sadece uzak bir ihtimalmiş albüm de konser verebilmek de… Şimdi bütün bunları konuşuyor olmak neler hissettiriyor size?   

Erdemİki yıl önce bizi kimsenin dinlemediği, röportaj yapmak istemediği dönemlerde kendi kendime sorup kendi kendime cevaplıyordum çok sıkılınca evde: ) Evet herşey çok kendi imkanlarımızlaydı, aslında hala öyle… Gönül bağı kuran, bize kapı açan insanlar oldu; imkan sağlayanlar oldu. O güne göre çok daha iyi tabi şimdiki imkanlarımız, daha da iyi olacak… Sizce nasıldı ilk günler?

Emrah: Arkadaşlığımız çok eski, Çorlu’ya uzanıyor.  Aramızdaki muhabbetleri ortaya koyduğumuz şarkılar üretmeye başladık ve YÖKŞ 2011’de yavaş yavaş şekillenmeye başladı. Dilerim böyle devam ederiz. 

Boğaç: Hazır laf gelmişken, grubun içindeki Çorlu dayanışmasına söyleyecek… Hiç bir şeyim yok (gülüşmeler) Beni de zaten onursal Çorlulu yaptılar, iki üç kere beni de götürüp bana Çorlu’nun bütün kritik noktalarını gösterdiler… Gezdirdiler, 15 dakika sürdü : )) Ben de o yüzden kendimi Çorlulu hissediyorum. Hep İstanbul’daydım, gruba en geç katılan benim. Şarkılarda da görünüyor; hala katılamıyorum, evde elma soyuyorum : ) Hatta benim en çok sevdiğim şarkı; Evde Ekmek Yok… Daha tanışmadan beni de anlatmışlar. Evde ekmek olmamasının getirdiği hüzün, üşendiğin için evden çıkamıyor oluşun ve benim cümle kuramayışım da buna etken : )) Bilerek uyuyakalmak diye bir sözü var Erdem’in, grup içinde de yaptığım oluyor zaman zaman… Söze nasıl girdim hatırlamıyorum ama böyle de çıkayım : ))

Hazır söz size gelmişken, bu kadar Çorlulunun arasında tek İstanbullu olduğunuzu da öğrenmişken, sözden hiç çıkmadan sizinle devam edelim. Bir röportaja hazırlanırken bu kadar güldüğümü hatırlamıyorum : ) Erteledim, daha sonra rahat rahat izlerim dedim… Müthiş takip ediliyor Ededucatear…

Boğaç: Çok teşekkür ederim bu arada, çok güzel telaffuz ettiniz. Çok zor, bazen ben de tam beceremiyorum : ) Okuldayken kısa film çekmek istiyorduk ama dersler biraz teorikti… Canım sıkıldığı için bari bir şeyler öğreneyim diye bilgisayarı kurcalamaya başlarken çıkmış, aslında bir can sıkıntısı projesi… Evde kendi kendime videolar yapıyordum. Sonra komik çalışmaların yüklendiği bobiler.org’a yüklüyordum ki kendi içinde seriler barındıran, mizah tarzı olan bir şey haline geldi. Bana fikir veren, beraber çalıştığım arkadaşlarım da var. Aslında YÖKŞ’ le ve Erdem’le tanışmama da o vesile oldu. Erdem’in kardeşi Görkem’in beni Facebook’tan eklemesiyle başladı herşey : ) Görkem Topsakal’la arkadaş oldum, Erdem Topsakal’dan da davet gelince, bir facebook profiline iki Topsakal fazla dedim ama neyse kabul ettim onu da : ) İyi ki de etmişim. Daha sonra Erdemlerin o zamanki çalışmalarını dinledim. okul için bitirme filmi çekiyordum, kısa filme bir şarkı yapar mısınız dedim. İzmir’deydi o zaman, Armut isimli şarkıyı yaptı. O zamandan beri grubu takdir ediyorum. İstanbul’a taşınırken abi beraber çalalım mı diye direk konuya girdi, ben de oğlum dur iki laf edelim, beraber elma yiyelim dedim : ))

Erdem: Sonra da Domates diye şarkı yaptık…

Boğaç: Educatedear’ı da Yok Öyle Kararlı Şeyler’e dahil etmeye çalışıyoruz; çok kötü çalıyoruz mesela o remiksleri, özellikle çalışmıyoruz. Bence çok komik oluyor konserde… İkisinin bir arada yürümesi ve ortak noktalarının mizah olması çok keyiflendiriyor beni… 

Bütün videoların hikayesini sormam mümkün değil belki ama en çok Hortum Teyze videosunu merak ediyorum, çok tatlı : )

Boğaç: Onu biri yolladı twitter’dan remiks yapar mısın diye… O teyzenin naif, içten anlatışından ben de çok etkilendim, çok tatlı bir görüntüydü… O kadar üst notalara çıkıyor ki teyze, bundan elektronik bir çalışma olur mutlaka dedim, ortaya öyle bir şey çıktı… Hortum gören teyze dışında o notalara çıkabilen iki isim daha var; biri Cem Adrian, ikincisi de Erdem Topsakal : ) Dolayısıyla biz de o yeteneği kullanalım dedik ve Yok Öyle Kararlı Şeyler’le cover çalışmasını da yaptık. Orada çok sevdiğim detaylar var; Ramaza’nın gerçek bir konser havasında çalması, seyirciler varmış gibi… Çağrı’nın şarkıyı yanlış yerde bitirip, utanıp devam etmeye kalkması da çok güzel bir detay… Tekrar izlenirse bu iki şeye özellikle dikkat edilmesini rica ediyorum : ))

Videoyu tam da bu açıklamanın altına koydum bile blogda : ) Peki ya Uzun Adam ?

( gülüşmeler) Boğaç: Onu da inşallah çalarız bir gün, her çalışmada biraz daha ince notalara çıkıyorum bakalım Erdem’in sınırı nerede diye ince notalarda : ) Gerçekten kendisinin sesini kaybetmesi için elimden gelen yapıyorum : ) Aslında o videoyu yapıp yapmamak arasında çok düşündüm. İnsan ister istemez çok üzüldüğü, dert ettiği şeyler varsa bunlara da dokunmadan yapamıyor bu tarz işleri, dolayısıyla Uzun Adam’da da öyle iki üç nokta var ama onun dışında, siyasetin dışında kalmasını istediğim bir çalışmaydı. Daha çok müziğe odaklandım.

Bir albüm de Educatedear’dan bekliyor takipçileri bu arada… 

Boğaç: Görüntülerin de etkisi var o çalışmada, albüm için o insanlara da ulaşmak, ortak bir şeyler yapmak lazım… Bu da biraz zor internet kahramanları oldukları için… İleride neden olmasın, ben de böyle bir şeyi çok isterim. Bağımsız bir proje olarak, daha elektronik müzik ağırlıklı bir şey olabilir ama o videoları nasıl entegre ederiz yoksa sadece müzik mi olur onu bilemiyorum. Biraz daha öğrenmem lazım müziği ve bu tarz şeyleri…

Eminim yine müthiş bir proje çıkacaktır bu ekipten, herşey o kadar keyifli ki…

Boğaç: Çok teşekkür ederiz. Bu arada şunu da söylemeliyim, en dolu röportajdı… Benim bilmediğim detaylar vardı o derece güzel açıklanmış… Kafa sallıyorum evet doğru diye ama hiç duymadığım şeyler yani : )

Erdem: Bir röportaj vermiştik, ilk soru şuydu, isminiz neydi sizin… Onun üstüne bu röportaj çok güzel oldu gerçekten…  Teşekkür ederiz ilgilendiğiniz için…

Çok mutlu oldum böyle düşünmenize, çok teşekkür ederim, şahaneydi benim için de… Ramazan’ın göbek dansı hikayesini öğrenmeden bu röportaj bitmemeli öyleyse : )

Ramazan: Suç bende, evde arkadaşlarla otururken geyiğine bir kere göbek dansı yaptım, sonra o her yerde yaptırmaya başladı… Erdem de facebooka yazdı. Hatta bir televizyon programında sunucu bayan canlı yayında çıkartmayı düşündü : ) Eyvah dedim…

Boğaç: Televizyona ilk çıkışı göbek dansıyla olacaktı : )

Bu arada albümün bir ismi yok, değil mi?  Yökş 2014 Poster1

Erdem: Grup ismi yeterince uzun olduğu için, isim koymadık. İlk albümü, yeni albümü dinledin mi gibi konuşmalar türeyecektir…Yok Öye Kararlı Şeyler olarak çıkıyoruz piyasaya…

İkinci albümde ne yapacaksınız?

Erdem: YÖKŞ’ün yanında hede hödö albümü diyebiliriz : ))

Boğaç: Genellikle grubun ismini söylediğimizde olsun, bu da olur, hayat gibi cevaplarla karşılaşıyoruz : ) En komiği de Ramazan’ın başına gelmiş. Yok Öyle Kararlı Şeyler dediğinde ne, Gökay’la Kararlık Geceler mi demiş : ) O da bizim kurmayı düşündüğümüz ikinci grup : )

Var mı önümüzde katılacağınız festivaller, şenlikler?

Can Şener: Bir çok festival var. Bookingleri başladı. Önümüzdeki günlerde anlaşmalar sağlandıkça, açıklarız tarihini, yerini sosyal medyada…

Harika, yakın takipteyiz hem albümün gidişatını, hem de konser programını : ) Dilerim bu çok güzel isimlerle, güzel birlikteliklerle başlayan süreç hep böyle devam etsin… Çok eğlenceli, şahane bir röportajdı, sizi tanımak da öyle…
Çok teşekkürler…

Erdem: Biz teşekkür borçluyuz. Lütfen yazın bunları da… Çok keyif aldık, ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama çok hızlı ve keyifli geçti. En iyi hazırlamış, en rahat, en geniş röportajımızdı, sağolun varolun… Umuyorum herşey bunun gibi güzel ilerler…

Bir kocaman teşekkür de Çanakkale 1. Etnik Kültür, Sanat ve Müzik Festivali için grubu şehre davet eden ve röportaj için her zamanki gibi güler yüzünü ve yardımlarını esirgemeyen Öküz Kültür Cafe’nin işletmecisi Ayla Eroğlu’na ve çalışanlara, grubun menajeri Can Şener’e, Kampüs FM Genel Yayın yönetmeni Osman Cevizci’ye ve tabii ki şahane enerjileri ve gülümsemekten yorgun düştüğüm sohbetleri için Yok Öyle Kararlı Şeylere… Dilerim tüm güçleriyle sarılsınlar müziklerine…

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s