Yıllar sonra yollarımız yine “tesadüf” etti Zahide Yetiş’le; bu kez ‘düş bahçemde’…

Standard

İlk kez beş sene önce, güzel bir yaz akşamı karşılaşmıştık onunla İzmir’de, bir bahçede…

Yerel televizyonda çalışıyor olmanın en büyük avantajlarından biridir,hele ki yeni başlamışsanız mesleğe, yaşayanlar bilir; aynı anda hem muhabiri,hem kameramanı, hem kurgucusu olabilirsiniz haberinizin ve ,her zaman bunun kadar keyifli olmasa da, yoğun geçen günün akşamında bir habere daha gitmek zorunda kalabilirsiniz eğer haber müdürünüz isminizi yazmışsa ‘gündem’ in sıralandığı kağıdın en altına… Öyle olmuştu o akşam da, haberini yapacağımız açılışın gerçekleşeceği bahçeye doğru koyulmuştum yola el kamerasıyla… Bol organizasyon ve eğlence alternatifiyle farklı ve büyük bir mekan ın açılışıydı bu İnciraltı’nda… Fatih Erkoç, Kerem Görsev ve Triosu da mı sahne alacakmış gecenin sonunda? Bu harika!! Pek de “akşam işi” gibi gözükmedi o an öğrendiğim bu detayla da : )

Varır varmaz detay toplamaya başladım elimdeki ‘teknik imkan’ ıda göz önüne alarak gün ışığı varken hala… Çekim yapmaya dalmışım ki, karşıdan gelen biri dikkatimi çekti o esnada… Gözleri ışıl ışıl parlayan, yüzünde kocaman gülümsemesiyle etrafındakileri selamlayan, iltifatları mütevazilikle alan, pozitif enerjisi saçan, güzel, şık, zarif bir kadın bizim olduğumuz tarafa doğru ilerliyordu ışığını saça saça… Tanıyor muydum bir yerden onu acaba? Yanımdan geçerken bana da gülümseyerek selam verdi, ben de ona… Düşünürken kimdi ki diye, sahnedeydi açılış başladığında… Keyifle dinledim sunumunu, nasıl da hakimdi diksiyonuna, sesine, seçtiği cümlelere ve nasılda uyum içindeydi enerjisi nezih gecenin atmosferiyle o bahçede… Kanala dönünce iyi bir araştırmak üzere ismini tuttum aklımda… Benim çekimim ve topladığım bilgiler, onun da sunumu bittiğinde “tesadüf” ettik bir kez daha yan yana… Ben de kocaman gülümseyerek, “Ne kadar güzelsiniz,zarifiniz, ne kadar güzeldi sunumunuz da ” dediğimi hatırlıyorum sevgiyle katmak isteyerek enerjimi onun güzel enerjisine. Gülümseyerek yine ışıl ışıl teşekkür etmişti o da…

İşine sevgisi, saygısı ve samimiyetiyle bütünleşen, belli ki kaynağını içinden ve enerjisinden alan güzelliği ve naifliğiyle meslekte iyi işlere güçlü bir duruşla imza atarak yolunda mutlu ilerlediğini, istenirse demek ki başarılabileceğini düşündüren birisiyle tanışmış olmanın bana “fısıldadıklarına”, kendisiyle içten, kısa, enerjisi yüksek iletişimimizin hisettirdikleri; bir de Fatih Erkoç ve Kerem Görsev’i de en önde canlı canlı dinlemenin keyfi eklenin bol gülümseme ve yoluma dair güzel niyetlerle ayrılmıştım bahçeden o gece…

O keyifli haberin üzerinden biraz geçtikten sonra İzmir için çok özel iki sunumda daha karşılaştık onunla… Biliyordum artık kim olduğunu ve mutlu oluyordum gitiğim haberde güzel enerjisi ve gülümsemesiyle o da varsa… Bu tesadüflerin üzerinden biraz daha zaman geçecekti ki; artık her sabah görecektim, görecektik onu Kanal D ekranında…

34764_290x290

Ve ilk karşılaşmamızdan beş sene sonra bir kez daha “tesadüfen” karşılaşacaktık sevgili Zahide Yetiş ile bir başka şehirde, bu kez “düş bahçemin” koridorunda…

Ben de kendi hikayemi yazmaya devam etmek üzere; hayalimin, kalbimin sesinin ve bana hep olmak istediğim yeri, yapmak istediğim mesleği işaret eden, peşimi iyi ki de bırakmayan güzel tesadüflerin peşine düşerek çıkmıştım yola… Hikayemin o kısmını anlatmaya var biraz daha: )

Yoldayken o da vardı aklımda, karşılaşır mıyız bir kez daha Zahide Yetiş’le acaba, fırsatım olur mu onu görmek için ya da…Ses kayıt cihazım her daim yanımda, röportaj da yapabilir miyiz ki blog’a ? Fısıltılar dört bir yanda…

Vardıktan sonra “düş bahçeme”, girdikten sonra içeri; Sevgili Mehmet Ali Birand’ın değerli hatırasının sindiği “haber merkezine”, çok değerli habercilerin içten davetimi kabul edip radyo programıma konuk olmayı kabul ettikten sonra aynı içtenlikle kabul ederek iade-i ziyaretimi ve yoğun haber mesailerine tanık olma şansı verdikleri, benim için inanılmaz heyecanlı ve açıklayamadığım şekilde bir o kadar aşina hissettiğim; uykusuzluğun kendisini hissettirmediği, enerjiyi ve haber temposunu hiç düşüremediği gecenin sabahına “Günaydın” dedikten sonra, İrfan Değirmenci, Ertuğrul Albayrak, Buluş Akpolat ve tüm ekibin saatler süren yoğun emeğinin ekranda olduğu, benim de canlı canlı, stüdyodan izleme şansını yaşadığım yayına ara verildiğinde çıktım koridora, karşılaştık bir kez daha yıllar sonra…

1172521_10151831056331585_657810452_o

Birden geldik karşı karşıya : ) “Zahide Hanım, ben de sizi düşünüyordum ve inanır mısınız tekrar karşılaşacağımızı biliyordum, günaydın” dedim kocaman gülümseyerek, içten içe de göz kırparak bu “tesadüfe”…

Merhaba dedi o da, “Günaydın, bu ne enerji böyle” ( bütün gece uyumadığımı, heyecanla haberin temposundan “günaydın” dediğimi bilse sabaha : )

Enerjimiz inanılmaz tuttu bence o anda… Ayaküstü anlattım başlarken anlattığım minik hikayemizi, gülümsedi o da… Yayınını izlemeye davet etti stüdyoya, seve seve dedim, ben de blog için röportaj yapma teklifimi sundum ona… Yayından sonra yapmaya ne dersin dedi, bu kez tesadüfe yer bırakmadan buluşmak üzere ayrıldık onunla…

Reklamlar bitmeden döndüm ben de, bulunuyor olmaktan çok mutlu, şanslı olduğum, onur duyduğum “Günaydın” stüdyosuna, kameranın hemen yanındaki koltuğa…

1091064_10151831188876585_1935816046_o

Çıktığımızda bahçeye “Günaydın” ekibiyle hep birlikte yayından sonra, şahane bir mesaj geldi telefonuma Meltem Acar Yücesoy’dan… Hikayenin bu kısmı ve yandaki fotoğrafın bendeki özel hikayesi, zamanının geldiğini hissettirdiğinde başka bir yazıda, dilerim ki mutlu sonla, ya da başlangıçla… Diyeceğim o ki sözleştiğimiz saatte olamayacaktım Zahide Yetiş’in yanında… İrfan Değirmenci bir ödül törenine katılmak üzere ayrıldığında ben de gittim Doktorum stüdyosuna, girdim içeriye reklam arasında…

Zahide Yetiş ve Op. Dr. Aytuğ Kolankaya, ekranda nasılsalar öyleler stüdyoda da… Stüdyonun izleyici konukları da: ) Enerji harika! Zahide Yetiş farketti , gülümseyerek el salladı oturduğu o soldaki koltuğundan bana… Yanına giderek, biraz da sözümü tutamayacak olmanın mahcubiyetiyle, açıkladım gelen mesajı ve o saatte neden orada bulunmam gerektiğini mutlaka… Bol şans diledi, güzel enerjilerinden bana da gönderdi, benim için hayırlısını temenni ederek röportajımızı ertesi gün de yapabileceğimizi söyledi… Samimiyeti, gülümsemesi aynı ekrandaki gibi…

Ne diyorlardı onun için; “Doktorum’un, ekranların “sarı meleği” : )

Ertesi sabah da “Günaydın” dedikten sonra yine yoğun haber mesaisinden sonra geceden ağaran sabaha, program bitmeden yetiştim “Doktorum” stüdyosuna, izleyebildim canlı canlı biraz da… Nasıl da ilgileniyor Zahide Yetiş kucağındaki sevimli küçük çocukla, kocaman alkış istiyor ona, yenmiş hastalığını, umut olmuş, ışık tutmuş onunla aynı şeyleri yaşayanlara, kavuşmuş sağlığına…

O gün bizzat gözlemleyebildim dört sezondur canlı yayında ilklere imza atan, umut olan, bilinmeyeni konuşan, gizleneni gönül rahatlığıyla konuşturan, büyük güven, koşulsuz sevgi kazanan Doktorum’un bu başarısında Zahide Yetiş’in, Aytuğ Kolankaya’nın ve tüm ekibin enerjisinin,samimiyetinin ve emeğinin payı var büyük toplamda…

404261_10150535421693607_777510609_n

Program bittikten ve ertesi günün tanıtım videosu çekildikten sonra geçtik odasına. Nasıl geçtiğini sordu bir önceki günün bana… Anlattıktan sonra çok da vakit kaybetmeden başladık birazdan okuyacağınız röportaja, yine bir çekim bekliyordu onu zira… Açtı tüm içtenliği ile kalbini, anlattı hikayesini, hayatındaki güzel “tesadüfleri”, fısıltıların peşinden nasıl gittiğini, o fısıltıların “Dinle! Hayat SAna Fısıldıyor” isimli ilk kitapta nasıl bir araya geldiğini, ilk günden beri bayıldığım ve benim de hayata o renkten bakmayı sevdiğim enerjisini, içindeki çocuğu güzel niyetlerle, iyilikle nasıl neşelendirdiğini… Yine ışıl ışıl, yine gülümseyerek, kalbindeki o güzel niyetlerden benim de içime serpiştirerek…

Hayatın size fısıldadığını ilk ne zaman fark ettiniz ve bunu bir kulaktan kulağa oyununa dönüştürüp; size fısıldananların en sondakine değişe değişe değil de size geldiğince aktarılabilmesi için bir kitap yazmaya karar verdiniz?

Fısıltı her yerde var, hepimiz için geçerli… Hatta bazen fısıldamıyor; bağırıyor hayat bize… Fark etmediğimiz bir söz, merhaba demediğimiz bir kişi, yoldan geçerken tanımadığımız ama o sırada tanışabileceğimiz, belki bir iş anlamında, birisi… Bize söylenenler, söylenmeyenler… Fark ettiklerimiz, fark edemediklerimiz… Hayat aslında bize her gün, her şekilde fısıldıyor ama biz çoğunu fark edemiyoruz ve göremiyoruz. “Keşke” dediklerimizin altında o fısıltıları duymayışımız da var.

Hayat bana çocukken başladı fısıldamaya;… Annem ve babam ayrıldığında. Hele o zamanlar daha da azdı ayrılıklar ve bir çocuk için zor bir fısıltıydı. Ama sonrasında babaannemin fısıltısıyla uyandım dünyaya; çünkü babaannem büyüttü beni. Annem ve babam hep yanımda oldular yine… Fısıltılar hiç bitmedi. Okul zamanında da aynı şekilde… Derslerde başarılıydım, hep takdir, teşekkür aldım. Matah bir şey olduğu için söylemiyorum ama dersi derste dinler ve çalışırdım. Sonrasında o eğitim süreci mesleki yaşantımda TRT’de de devam etti. Kolejde okurken de ben aslında TRT’de çalışmaya başlamıştım, üniversitede okurken de TRT’de program yapıyordum. Yıllardır tanıdığım her insanın, gördüğüm her yüzün, duyduğum her sesin, aslında bana tesadüfen gelmediğini, benimle tesadüfen konuşmadığını, buluşmadığını düşünürüm. Her insandan öğrenilecek bir şey vardır. Herkes size bir şeyler söyleyebilir. O yüzden o fısıltılar benim dünyamda hiç bitmedi, hiç geçmedi. Hala öyle… Sizin varlığınız da öyle, bu röportaj da öyle, bu röportajı okuyan insanlar da öyle. Belki bunu okuduktan sonra o gün bir şey yakalayacaklar ve duydukları bir söz onların kararlarında etkili olacak. Çünkü bu farkındalığı yaratmış olacağız bu okunmayla ve onlar bu farkındalıkla kararlarını daha doğru verecekler belki… O yüzden tesadüflere inanmıyorum ben.

Ben de öyle : ) Özgeçmişinizi okuduğumda ne kadar da güzel dizdiğinizi görüyorum arkanızda, yürürken kariyerinizi… TRT, TV8, belgeseller, TV programları ve Doktorum… Gıpra etmemek mümkün değil… Evet fısıltılar güzel “tesadüflerle” gelmiş size ama dahil olmuşsunuz onlara, cevap vermişsiniz siz de… Nasıl düştünüz o fısıltıların peşine?

İnsanlar sadece oturarak, susarak ve bekleyerek bir şey elde edemiyorlar. Hayat size mutlaka ama mutlaka bazı şanslar tanıyor. Ben çok şanssızım deseniz bile hayatınızda sizin fark etmediğiniz dönüm noktaları vardır. Daha dikkatli olursanız, en azından bundan sonrakileri görebilirsiniz. Herkesin şartları eşit değil ve aynı da değil. Ama o şartları değiştirmek, hep bizim elimizde… Çok iyi şartlarla yaşadığını düşündüğünüz bir insan, maddi olarak çok güçlü; batmış bir halde bulabilirsiniz. Çok güzel; ama güzelliğini kaybetmiş görebilirsiniz. Çok çalışkan, çok başarılı; bir anda bunalım halindeyken rastlayabilirsiniz. Yani herşey insanlar için… Fakat var olmak için de birşeyler yapmak gerekiyor. Tembel tembel oturmak değil.Ben hiçbir zaman tembellik etmedim. Benim ne zengin bir sevgilim oldu onun arkasına sığındım, ne babamın gücüyle bir şeyler yaptım, ne torpilim oldu hayatta, ne benim için benden önce çalışan birileri oldu. Hayat bana elini uzattığında; o da bir şanstı, ve o sıradaki fısıltıları dinlemek belki, ben de onun elinden tuttum. Hatta yakaladım.

Edebiyat dersinde sözlüye kalkardık. Orada hocam fark etti; sen bıdır bıdır konuşuyorsun, gayet de keyifli ve güzel cümleler kurabiliyorsun, güzel şiir okuma yarışmasına sokalım seni dedi ve ilk kez orta sondayken böyle bir şey geldi başıma, yarışmalara katılmaya başladım sonra… Sizdekini bir öğretmenin görmesiyle hayatınız değişebilir ama sizin onu göstermeniz lazım. Benim için öyle oldu. Edebiyat öğretmenim… Aslında ondan öncesinde babam… Elektroniğe çok meraklıdır. İlkokul birinci sınıfta eve döndüğüm gün, elinde kamerayla beni çekmişti.  Avusturya’dan geldiğinde, okulun ilk günü okul nasıl geçti, öğretmenin kimdi arkadaşların kimler… O zaman tanışmıştım kameralarla. O söyleşiler beni aslında bazı şeylere hazırlamış. Ve ben dualara çok inanıyorum. O yüzden hep hayır dua beklerim,isterim ve rica ederim insanlardan. Ben de onlara ederim. Hiç görmediğim, uzaktan fark ettiğim ama çok mutlu olmasını arzu ettiğim birisine içimden çok dua etmişliğim vardır. O farkında bile değildir. Ben de bir süre sonra ben de unuturum ama o sırada iyi dileklerimi gönderirim ona. İşe yaradığını düşünürüm, yaramasını isterim. Ve Rabbimin de bize böyle bir güç bahşettiğini düşünüyorum. Onun için hep iyi dileklerle insanları güzelleştirin ki size de aynı iyi dilekler gelsin. İyi iyiyi, kötü kötüyü çekiyor çünkü…

Vesselam hayatımda dönüm noktalarından ikisini söyledim size: Biri babamın beni kamerayla tanıştırması, ikincisi edebiyat öğretmenimin yarışmalara sokması, oradan aldığım dereceler, okulda tiyatro yapmam. Sonrasında radyo başladı önce. Radyodan sonra televizyon… Bunlar tesadüfen gibi görünen güzel şeyler… Mesela ben radyoda program yaparken Hürriyet Gazetesi’nin Ege Bölge Temsilcisi Cemalettin Özdoğan benim sesimi duyuyor, bu kızı bir göreyim diyor ; eli yüzü de düzgünse biraz, televizyonda bir deneyelim bakalım, yapabiliyor mu diye… TRT İzmir Televizyonu’na benim geçişimdir o. Sonra orada İsmail Elden, Tacir Şahin’le beni tanıştırdı. İlk prodüktörlerim benim TRT de ve onların elinde büyüdüm ben. TRT benim için bir okul oldu. Ben öğrenmeyi hep istedim, hep aç kaldım öğrenmeye… Hala öyle… Çok mu bir şey biliyorum? Asla, ama öğrenmek için hala açım. Hayatım boyunca böyle olacak. Çünkü herkesten öğrenilecek bir şey var, herkesten alınacak bir ders var… Ummadığınız bir durum sizin hayatınızı değiştirebileceğiniz bir dönüm noktasına dönüşebiliyor.

Bir başka tesadüf Kanal D’ye girişim.Ben aslında Kanal D’ye Doktorum’dan bir sene önce geldim, Dilek Dağcıoğlu’yla tanıştım. Geldiğimde elimde bir proje vardı. Dilek Hanım beni dinledi, dinledi… Dünya tatlısıdır, karşılıklı birbirimizi çok sevdiğimizi hissettim ama gittim. Proje olmadı ama hiç yılmadım, hiç üzülmedim, çünkü devam ediyor hayat. Bu arada yine birşeyler yaptım. Tam TV8’le yeni bir proje için; haftasonu programı için anlaşmak üzereyken Dilek Hanım beni yeniden çağırdı ve Doktorum için deneme çekimleri yaptık. 1 hafta sonra ben, Doktorum’u canlı yayına geçirmiş ve sunuyordum. O yüzden; dünya dönmeye devam ediyor. Durursanız, düşersiniz.. O döngüye siz de ayak uyduracaksınız.

601933_10150939945988607_400771512_n

Gözleriniz ışıl ışıl, o kadar güzel anlatıyorsunuz ki, enerjinize kaptırmamak, hikayenizden etkilenmemek, sizin için mutlu olmamak mümkün değil. Sanırım Doktorum’la da bu güzel enerjinizi çok daha geniş kitlelerle paylaşma imkanı buluyorsunuz… Üstelik sağlık konusunda… Kimseye kolay kolay anlatılamayanlar, gizli kalmış sorunlar sizinle üstelik ekrandan rahatça paylaşılabiliyor. Ne hayatlara, hastalıklara umut oluyorsunuz, ışık yakıyorsunuz. Doktorum bir çok ilke imza attı  ve bunda sizin de enerjinizin payının büyük olduğunu düşünüyorum, ya da bir diğer ifadeyle Doktorum; sizin bu enerjinize gelmiş, bütünleşmiş gibi… 

Bakın ben dualara inanırım dedim ya, benim dualarımda hep bu vardır. Her gün,hiç tanımadığınız insanlar sizi seviyor ve sizin için dua ediyor.Bu çok büyük bir şans… Ne büyük bir mutluluk bu bana bahşedilmiş. Ne büyük bir onur, ne büyük bir keyif anlatamam size. O heyecanı her sabah yaşıyorum. Her sabah alkışlarla çıkıyoruz. Biz de sizi alkışlıyoruz aslında ekrana çıkarken ve o heyecanı hep hissediyorum. Babaannemin bir duası vardı, ben daha çok küçüktüm ama hep bu duayla büyüdüm. O zaman böyle televizyoncu olmak gibi bir öngürümüz yoktu elbette. 13 yaşında kaybettim babaannemi ve 13 yaşına kadar bu duayı hep duydum. Muhtemelen hayırlı bir yere gelin gitsin, evladımın maddi durumu da iyi olsun, onu ezmesinler, üzmesiler diye geçirirdi içinden… Dua şöyleydi: Allahım, evladımın eli sıcak sudan soğuk suya değmesin. Oturup, süsleyip, püsleyip seyretsinler onu…Şu anda, hani sıcak su soğuk su elbete her şeyi her işi yapıyoruz , o gelin olmaya yönelik bir şeydi herhalde ama, gerçekten süslüyorlar, püslüyorlar, oturtuyorlar ve seyrediyorlar. Bu dua , benim hayatımın gerçeği oldu. O yüzden, özelikle anneanneler, babaanneler, anneler, babalar dua ederken evladınıza, aynı zamanda onun motivasyonunu da güçlendirdiğinizi bilin. Sizin iyi niyetiniz onun hayat döngüsü olabilir. O yüzden, söylediğiniz her söz, ona verdiğiniz her mesaj hele çocuklukta.. Belki ben bu mesajı bu duayla aldım ve şimdi bu gerçeğim oldu benim. Siz de bunu yapabilirsiniz. Negatif şeyler söylemeyin. Ne kendinize ne evlatlarınıza ne de torunlarınıza…

zahide_yetis_kitap

Peki kitap nasıl çıktı ?

Eveet , nasıl çıktı ? 🙂

Ben yıllardır günlük yazıyorum aslında yani yazmaya çok alışkınım. Kitabın içeriğinin kaynağı, bir kere bana güven duyulması çünkü insanlardan çok şey öğrendim. Binlerce insan tanıdım şimdiye kadar. Binlerce saat canlı yayın yaptım. Tanıdığım insanların her biri çok özel ve benim hayatıma çok şey kattı.İşin keyifli tarafı, utanılacak, sıkılacak bir şey bile olsa, bir başkasına anlatamazken, bana çok rahat anlatıp benimle paylaştılar. O paylaştığımız şeyler var kitapta. Tanıdığım insanlar var. Annem, babam, babaannem var. Üvey babam, üç erkek kardeşim, bir kız kardeşim var. Yani kendi hayatımdan, tanıdığım insanlardan…  Ve televizyoncuyuz, biz zaten gözleyen insanlarız. Siz kapıdan girdiğiniz anda ben farkında olmadan A’ dan Z ‘ye sizi süzüp mutlaka kendime pek çoy şey çıkarmışımdır. Elimizde olmadan yaparız bunu. Soru sormak üzere kurgulanmış bir zihin yapısına sahibiz. Sorup öğrenmek amacımız… Biz öğrenelim ki size öğretebilelim. Ekrandaki izleyiciler anlasın ve kavrasın. O yüzden hayatın fısıldadıklarını, o fısıltılarla birlikte bana gelenlerin hepsini bir kitapta topladım.

Peki kimler alıp okumalı kitabı? İlk evliliklerini yapanlar, daha da önemlisi 2. evliliğine adım atmak üzere olanlar… Çocukları olup ayrılanlar, üvey anne ya da üvey baba sahibi olanlar. Bir kadınla tanıştınız ama bir evladı var ya da bir adamla tanıştınız ama daha önceden bir evlilik yapmış. Bu ilişkiler çok konuşulmadı ve çok fazla bilinmiyor belki ama ben bunları yaşadım. O yüzden yaşadıklarımı ve gözlemlediklerimi yazdım. Üvey anne de oldum, üvey çocuk da oldum. Üvey babam var, üvey annelerim oldu. Yani hayatın tam ortasında bir yaşamım oldu. Size anlatsam oturup ağlayabilirsiniz. Size anlatsam, bu kadın nasıl oluyor da her seferinde dört ayağının üzerine düşüyor diyebilirsiniz. Yani hayat bizim için ve biz herşeyi yaşıyoru bu dünyada.

Bütün yaşadıklarına rağmen Zahide Yetiş nasıl oluyor da ışıl ışıl parlamaya, enerji saçmaya, herşeye bu kadar güzel bakmaya, kocaman gülümsemeye devam edebiliyor, etrafına enerjisini yayabiliyor sorusunun yanıtını ben biliyorum galiba… Her gün hayata yeniden başladığınızı, şu anda tam cümleyi hatırlayamasam da çok özel niyetlerle, güzel enerjilerle sabaha uyandığınızı biliyorum.

Aynen öyle. Bir insan önce kendi kendini motive edebilmeyi öğrenmeli. Bunu dışarıdan birileri yapamaz. Sizin içinizde yoksa, bunlar gelip geçici şeylerdir. Bu duyguyu siz yüreğinizde hissedebilirsiniz. “Zahidecim” diyebilirsiniz; “İşte bu kadar borç harç, ev geçindirmek zor, ben terk edildim aşk acısı çekiyorum… Ben çocuklarıma istediğim gibi bakamadım, kendime istediğim gibi bakamadım. Aynaya bakıp bu kadını görmek istemiyorum ya da bu adamın oğlu olmak istemiyorum . Ama benim elimde değil…” Hayır, sizin elinizde . Sizin elinizde olan birşeyler mutlaka var ama henüz siz onu görmemiş, keşfetmemiş olabilirsiniz. Sanmayın herkes pamuklar içinde yaşamına devam ediyor. Duvarlara çarpa çarpa büyüyoruz biz. Sizin en şanslı, en iyi, en zengin, en güzel gördüklerinizin de duvarları var ve duvarlara çarpa çarpa güçlü olunabiliyor. Mümkün değil öbür türlü hayatta dik ve sağlam durabilmek.

Akan her gözyaşı, kalbinize akmasın, aklınıza aksın. Aklınız da o gözyaşını alsın, bir güzel silsin ve yerine sizin gerçeğinizi, daha güçlü bir gerçek koysun. Bunu yapmak çok mu zor, bunlar beylik laflar ama gerçekten çok zor değil. İnanınrsanız; kendinize… Kimseye değil… Bu beden bize bahşedilen en güzel mucize. Bu mucizeye siz haksızlık edemessiniz. Ettiğiniz zaman, o da cevabını size böyle verir: Bir şekilde çirkinleşiyorsunuz. Fiziksel bir şeyden bahsetmiyorum. Dünyanın en güzel kadını bile suratını azsa, bağırıp çağırsa, enerjisi olmasa, kötü olduğunu bilseniz, hissetseniz mesela onu bir çocuğu döverken görseniz ,o kadının asla bir güzelliği kalmaz. O yüzden güzellik denen kavram sizin gerçekten karşı tarafa ne hissettirdiğiniz… Güzel enerji verirseniz, en iyisini siz alırsınız. Almak için, vermek gerekiyor. Vermekten kastımsa, sizin içinizdeki iyilik… İyilikle beslenen bir ruhum ben. Her zaman söylüyorum ve içimdeki çocuğu büyütüyorum. O hiç büyümüyor. Büyümesinde…  Büyümesini istemiyorum.

1082064_10151831054181585_1672501358_o

Gülümseyerek, enerjisini, hikayesini içimde hissederek, onun için çok sevinerek ve kalbinden geçenlerin hepsinin bir gün gerçeğine dönüşmesini temenni ederek dinledim onu. Biliyorum ki o da benim için diledi hayalimin peşinden yazmaya devam ettiğim hikayemin mutlu başlangıçlarla ve fısıltılarla varmasını yoluma. “Akan gözyaşları kalbinize değil aklınıza aksın ve aklınız onu silerek yerine bir sizin güçlü gerçeğinizi koysun” fısıltısını da aldım ondan, sakladım…

Çekim vakti geldiğinde beni de davet etti stüdyoya izlemeye… Büyük keyifle, zevkle… O kadar ait hissediyordum ki zaten kendimi o ortama, nasıl da gönülsüzdüm giriş kartımı geri verip çıkıp çıkmaya: ) Fotoğraf da çekindik sonrasında… Işıl ışıl o yine… Bense güneş enerjisi, gülümseme dolu,hala heyecanlı ve mutluyum içten içe; uykusuzluğum her ne kadar bunu gizlemeye yeltense de : )

Ve şöyle dedi bana yine ışıl ışıl, ayrılmadan önce; “Bir proje var aklımda, gerçekleştirmeyi çok istediğim, beni heyecanlandıran… Dua et benim için sen de, olsun dilerim… Olursa…. ” Bu cümlenin geri kalan kısmı bende saklı hala… Dua ettim ben de ona, eminim enerjisiyle hayatlarına renk kattıkları da… İki ayı biraz geçti biz bu röportajı yapalı… Bugüne kadar bir türlü yazamadım, ses kayıt cihazı sorun çıkardı, deşifre uzadı, bana göreyse zamanını bekledi yazı…

Birkaç gün önce okudum Zahide Yetiş’in ayrıldığını Doktorum’dan… Programda yokluğu hissedilecek olsa da , çok mutluyum ben de onun adına… Gözlerimle gördüm, hissettim projesinin ne kadar heyecan yarattığını onda… Hem nerede olursa olsun, ne yaparsa yapsın eminim devam edecek ışığını saçmaya, gülümsemeye, çevresindeki iyiliği büyütmeye, hayatlara dokunmaya ve fısıldamaya… Henüz yeni projesinin ayrıntılarına rastlayamadım ama, eminim ses getirecek yeni sezonda…

Zahide Yetiş’in yeni güne uyanırken herşeye yeniden başlamasına, mutlu olmaya ve şükreteye motive eden cep telefonu mesajını hatırladım bu arada:

“Asla tekrarı yaşanmayacak yepyeni bir gün başlıyor. Uyan ve her saniyenin tadını çıkar.”

Dilerim yeni projesinde de her saniyenin tadını çıkara çıkara, çocuk ruhuyla, alkışlarla, güzel dularla, gönlünden geçirdiği,hayal ettiği gibi yürür yeni yolunda da…

Kim bilir; belki bir gün, yine “tesadüf” eder yollarımız, kesişir onunla…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s