JEHAN BARBUR “UYAN” DEDİ,MASALLARDAKİ GİBİ…

Standard

Eskiden, hala çocukken ve basit bir oyunda gülerken okuduğum masallarla koşmaya başladım hayallerimin peşi sıra…
Öyle çarçabuk, aniden, birden büyümek hiç yokken aklımda…
Büyürken benimle geldi inandığım masalım da…
Zamanı gelince açıldım ben de denizime, güzel tesadüfler ve vazgeçmeyen bir hevesle…
Tut vira!.  Masalımın kahramanlarıyla tanışmaya ve onlardan biri olmaya…

Yol aldıkça masalımdan çıkıp kendi hikayemi yazmaya başlamışken,
korktuğum rüzgarlardan mıdır, benden midir yoksa başka birşeyden midir bilmem,
çevirdim dümenimi sakin bir limana…

Belki de çocukluktan kalan o küçücük hikayenin ardından artık gidemediğim için dalmıştım ben de uykuya… Aklımda yarım kalan masalımla…
Hayat durmadan dayatmıştı, sormadan bana…
İyisi mi uyumaktı, gözlerimin mahmur kalması, kirpiklerimi güneşin ısıtmaması pahasına…

Ben uyurken Jehan Barbur girdi rüyama… Masallar,hayaller dedik madem; masal perisi gibiydi, sihirli değneği elinde, ucunda yıldızıyla…
Önce o dupduru sesiyle, kendi hikayesini anlattığı cümleleriyle içinden gelen melodisinin şahane ahenginin her defasında bana başka şeyler söylediği şarkılarıyla dokundurdu yıldızını omuzuma…

O en naif, usul , sakin, güven veren gülümsemesiyle tek bir masal, tek bir hikaye, tek bir hayal, tek bir kahraman, tek bir şarkı, tek bir yol olmadığını anlattı bana…
Tek bir hikaye yazılır, bir hayal kurulur, bir kahraman olur sanırdım oysa…

‘Uyan, anlayacak, anlatacak çok hikayen var aklında… Şermin gibi geç kalma hayata…

Hayat dayatmazsa bulamazsın ki saklı halini, göremezsin gerçek rengini …
Dayatsın ki sök at yanlış kendini…

Kelimesiz geldiğin fikirler yol almaz, dönüşmeden, değişmeden gün olmaz, çare bulunmaz, soluklanmaz zaman…

Yorma olmayacaklara kendini, yol bu! Alır gider seni beni büyütmeden uzaklara… Uyan…’

Uyandım… Tek bir masal, tek bir kahraman olmadığını anladım. Hayallerinin peşinden, içindeki notaların izini takip ederek hiç bilmediği bir şehirde kendi hikayelerini arayan, yazan, kendi yolunda kendine varış gezginliğini  usul usul anlatan , bu dünyanın sevgilisi “küçük kadının” şarkıları kulağımda; yaşanmamış ama yaşanacak onca hayal peşinden koşmak için yeni bir masala başladım…

Onun şarkı sözleri yazının girişi… Jehan Barbur’un anlattığı hikayelerin, benim hikayemle örtüşen cümleleri…Her gün kulaklarımıza takılan onca “alternatif” şarkının yanında sözleriyle müziğiyle,enerjisiyle gülümseten,nefes aldıran, fark yaratan “kadın ozan”; onu seve seve takip eden dinleyicilerine şöyle anlatıyor kendini: Şarkıcı,besteci,söz yazarı,hepsi ya da hiçbiri…

Jehan Barbur geçtiğimiz hafta Çanakale’de iki muhteşem konser verdi…
Bloguma ve bana da, müthiş bir enerji !
Gördüğüm rüyada omzuma dokunan, usul usul uyan diyen “yıldız” gerçekten karşımdaydı yeniden yazmaya başladığım hikayemin başında…
Öyle şanslıyım ki…

DSCF5181

Önce konser kulisi…

Bembeyaz güllerle kaplı şirin elbisesi, ilk saniyede salondaki herkesi içine alan enerjisi, canlı canlı dinlerken daha da güzel, daha da billur sesi, şarkılarını söylerken kendini kaptırıp her bir notayı her bir heceyi resmettiği, bayıldığım mimikleri, “Ben hikayelerimi anlatacağım, eşlik eder misiniz?” deyişindeki samimiyeti, ekibiyle arasındaki o müthiş, muzip enerjisi…

Rüyamdaki masal perisi gibiydi, sihirli değneğin ucundaki yıldız, kendisi 🙂 Şarkılarını söylerken neşesiyle, sevinciyle, bazen uzaklara gidişiyle, vücut diliyle tuttu kalbimizden, duygudan duyguya, yoldan yola taşıdı o gece Jehan Barbur bizi… O kadar beyazdı, o kadar saftı ki sesi, sözleri, ve tabii ki enerjisi,  sahneden taştı, hepimizi sardı, yıkadı, pakladı içimizi…

Uyanmışım iyi ki…  Peşinden koşacak yeni hayallerim var şimdi…
Yazmaktı ilki, işte bloğum “güneşin enerjisi” : )
Aynı zamanda radyo programımın da ismi
Bakalım kimleri, hangi hikayeleri katacak yoluma ikisi…

Ve  saatlerce dinlediğim, gülümseyerek, cümlelerinden etkilenerek kendi yol hikayesine, kendine varış gezginliğine uzaktan eşlik ettiğim, yakından tanımayı, konserine gitmeyi, tanışabilmeyi çok istediğim  Jehan Barbur’la röportaj da yapabilmekti bir diğeri… Fikri bile bana inanılmaz bir enerji verdi ! Heyecanla röportaj talebim için mail attım konser öncesi, Jehan Barbur’un menajeri sevgili Eda Bilgin’den cevap geldi hemen, bu kadar ulaşılabilir olmalarına inanamadım, muhteşem bir ekipler…

Bir daha hissedemem dediğim o tanıdık röportaj öncesi hazırlık hevesinde; duyguların, şarkıların izinden kelime avına çıktım, birazdan okuyacağınız sorularımı hazırladım .

Kuliste bu fotoğrafı çektirirken, “yanıtlayacağım sorularını” dedi ya gülümseyerek bana, zıpladım sevinçten havalara ! Peki peki iyi ki yaptım değil mi röportaj Jehan Barbur’la, ne çok anlattım böyle başında !  Kendisi dedi bana gülümseyerek, “içinden gelen sesi dinle” diye, gerisi aramızda…

DSCF5184

Son zamanlarda öyle alışmışız ki kafa tutmaya hayata şarkılarla.. Hayal kırıklıklarımızın, pişmanlıklarımızın, hırslarımızın hesabını; yüksek sesten notalarla, sorumluluğunu üzerimizden en çok da”ona” atarak kendimizi temize çıkarıp herşeyden hesap sormaya… Ya da egolarımızı ihya eden cümlelerin digital seslere özenle yerleştirilmesiyle oluşan, duygudan yoksun, birbirinin aynı yapay ritimlere kaptırıp avunmaya… Hayıflanıp oyalanmaya, hatta çıkamadıkça işin içinden gizli bir keyif almaya, kendimizden kaçmaya… İşte biz böyle geçirirken zamanımızı “uykuda”, bir kadın ozan geliyor ve usul usul “uyan” diyor… Hem de anlattığı masallarla… Gittikçe yayılıyor anlattıkları kulaktan kulağa, bu noktadan kulak versek ona ?

Kulak veriniz elbet..Veriniz ki benim de anlatmaya gayret ettiklerim kendine bir yol bulsun, camınızı tıklatsın, içeri girsin. Siz onları hemence kabul etmeyiniz ama. Ben de öyle kolayca hayatınıza girmeyeyim. Düşünüp, tartın, hayatınızda bu şarkılar için bir yer açmadan evvel fazla lütufkar davranmayın. Davranmayın ki bu cam tıklatmalar bir uğraş sonucu sizde yer edinsin. Ben de mutlu mutlu o koltuğunuzda oturayım.

Hakkınızda yazılan yorumların ortak özelliklerinden biri de şu : Huzur veren, masalsı, melek tınılı, enerjik, duru, güzel ses… Şarkılarını tertemiz notalarıyla söyleyen, saatlerce dinlenesi, büyüleyen… Ben bir şey eklemek istiyorum bunlara katılıp: Dinlerken kendimden geçip uyuşmuyorum. Büyüleniyorum ama unutmuyorum, kaçmıyorum. Aslında farkına varıyorum, kendime geliyorum, içime dönüyorum, düşünüyorum, bahanelerimden arınıp içimi kendi öz suyumla yıkıyorum… Sizin hikayelerinizi dinlerken, kendi hikayelerimizi mi yazmaya hevesleniyoruz?

Yazın elbet….Sanat sanattan beslenmeli. Ben nasıl ki bir fotoğraftan yahut bir tablodan veya bir filmden etkilenip yeni bir şeyler yazarak kendimi ifade etme ihtiyacı hissediyorsam sizler de yapın.  Üretiler, doğrulmuş her şey bir başkasını harekete geçirebilmek için var olma çabası veriyor zaten, uyuşturmak, onları tepkisiz kılmak için değil. Hep hareket için…

Sizinle ilgili yazılan köşe yazıları, bundan sekiz dokuz yıl önce hep “Bu ismi not edin bir yere” diye bitmiş… Hayallerinin peşinden kalkıp hiç bilmediği bir şehre gelen, içindeki müziği hikayeleriyle harmanlayıp bize de taşıran, gittikçe çoğaltan Jehan Barbur… Sahi kim öğretti size hayalinizin sesine kulak vermeyi? Sevemedikleri meslekleri, biraz “düzen” için seçen, mutsuz, tatminsiz halinin sebebine “hayat” diyen, üniversiteden sonra, hayallerinin okyanusuna açılmaya cesaret edemeyip, sakin bir limana demirleyenler… Aklı denizinde kalan “bizler” … Neydi etrafınızdaki sesleri bastıran, sizi bizden farklı kılan?

Birincisi : ben farklı değilim. Benden çok var bu hayatta ve herkesten çok. Kimse “tek” olma özelliğine sahip değil. Böyle düşünüp buna inanana üzülmeli. Kimse özel değil. Hepimiz birbirimizden farklıyız ama benzerlerimiz var. Diğer sorunuza gelirsek…Bu duyguyu bana kimse aşılamadı. Bu bendim, yani yaşamayı dilediğim hayatı seçip onun peşinden gitmeye yeminliydim. Hayat bir armağan..  Şu an bildiğim kadarıyla tek şans verildi bize. Umarım değildir ama bildiğimiz bu şimdilik. Dolayısıyla mümkünse ben bu hayatı içimin bana fısıldadığı gibi yaşamak istiyorum. Mutlu olmak için…

Ve Bülent Ortaçgil… Müziğinizde, hayatınızda, albüm kararınızda, bizim de kendi hayatımızın notalarında gitarıyla, sözleriyle bizi bize anlatan sorduran , “zamansız” ozan… Dalyan Deltasını son albümünüze eklediniz… Ortaçgil’in “kadın sesi değen” şarkılarından Canım Yanmaz’ı sizden dinlemeye doyamıyorum. Canınız yanmasın diye sizin açılmadığınız denizin var mı? Ya da tut vira tut, hadi yallah diyip o denizde usta bir kaptan olmak mı?

Ben hala canımı yakmakla meşgulüm. Canımın yanmaması için henüz erken. Daha çok yanacak o can. Yanmadan evcilleşmez iflah olmaz biliyorum.

Kendinizi ifade etme şeklinizin hikayelerinizi anlatmak, şarkılarınızı söylemek olduğunu söylüyorsunuz ya… UYAN, HAYAT ve SARI… İstanbul’a gelen kadından, hayatımızdaki, kulaklarımızdaki yeri rengarenk olan kadının, değişimi, evrimi, dönüşümü nereye gidiyor şimdi? Şarkılarınızla anlattığınız hikayelerinizin rengi, bürünür mü “SARI” ya? O şiir, buna işaret midir?

Ne yazık ki tüzelden ziyade özeli anlatıyorum hala, zira bir dolu düğüm bir dolu çıkmazım var. Nesnelim ve ne zaman öznele dönüşürüm bilmiyorum. Kadını, kenti, hayatı değil insanlığımı, şehirlerimi ve hayatımı yazıyorum. Bir şekilde aynı hayatları yaşayan insanlar olduğumuzdan dokunuveriyor dirseklerimiz de ortak bir payda da buluşuyoruz işte. 

 Şarkılar kristallerden mi? Bizim ışığımızla dinlerken o anki, ya da sizin yorumunuzla her daim değişen renkli… Kendi hallerindeyken billurdan, sizinkiler gibi Her seferinde farklı renklerde dinliyorum bende sizinkileri. Herşeyi çarçabuk tüketmiyor muyuz artık? Sıkılıyoruz , kendimizden bile, yeniyi arıyoruz … Sesiniz her seferinden farklı bir “bize” anlatıyor hikayeleri, ruhumuza dokunuyor… Müziğiniz mi eşlik ediyor hikayenize, yoksa sözler mi takılıyor notaların peşine, biz de hikayen(m)ize… Nedir bunun simyası?

Karşı taraf için bu nasıl oluyor bilemiyorum ama ben müziğimle hikayemi aynı anda yazıyorum . Anlatmayı dilediğim hikayenin hep bir müziği oluyor ve beraberinde geliyor ikisi. Konuşurken bile kelimelerimin kendi içinde bir melodisi var ya da ben deliyim gaipten sesler duyuyorum.

 Eskiden şarkınızın klibi de masalsı değil mi? Geçmişten bir hediye gibi! Anneniz ileride bu hikayelerini anlatacağınızı bilmiş de klibin çekimine başlamış sanki Bence olamazdı daha güzeli!… O balkondan denize bakan küçük Jehan, hangi denizlere açılmayı hayal ederek büyüdü? Aniden mi büyüdü öyle, birden bire? Ve yıllar sonra bu kez klip çekimi için gittiğinizde o eve, geçtiğinizde o çocuğun yerine, ne hissettiniz? İstediğiniz gibi büyütebilmiş misiniz onu? Hala gülümser mi, dürbün yapar mı gözlerini, büyürken var mı bırakamadığınız halleri ?

Kısaca cevap veriyorum. Orada ne görüyorsanız o işte. Değişen hiçbir şey yok. Evet hala eliyle dürbün yapıyor Jehan. Nanik de yapıyor bakma!

Bir röportajınızda, kahraman yaratma halinin, özgürlüğü kısıtlayıcı bir şey olduğunu söylemişsiniz. Masallardan hikayelerden bahsettik ya… Peki masal kahramınınız kim ya da siz hangi masalın kahramanı olmak isterdiniz?

Ben Gündüz Vassaf’ın söylediği şeye itimat ediyorum. Kahramanlarımın hepsini öldürdüm.

Siz ruhumuza dokunuyosunuz, bir yandan da size yakından bakmamıza izin veriyorsunuz… Sevdiğiniz, etkilendiğiniz yazarları, şarkıcıları telaffuz ediyorsunuz… Ben merak ettim mesela Gündüz Vassaf’ı, benim hikayeme katacaklarını… Bayılıyorum kelimlerle çizdiğiniz resimlere… Baktığın yeri değiştirdikçe ,oynattıkça, farklı şekiller gösteren oyuncaklar vardı ya, öyle:) Blog yazmaya devam ediyor musunuz? Ben okumaya çalıştım ama ulaşamadım yazılarınıza…
Blogumu kapattım çünkü yazdıklarımın artık sanal bir sayfada tükenmesini istemiyorum. Onları bir kitap haline getirmeye çalışıyorum şu sıralar. Bu proje ne zaman gerçekleşir bilemiyorum.

Sorularımı hazırlarken saatler kaldı sizi sahnede izlememe, heyecanla bekliyorum! Sahne enerjinizin müthişmiş, öyle diyorlar 🙂 Nasıl gözüküyoruz peki eşlik ederken size? “Ben yazarken öyle düşünmemiştim, onu demek istememiştim” diyor musunuz, bozuluyor musunuz böyle olunca, yoksa izin mi veriyorsunuz hikayelerinizin farklı hayatlardan, duygulardan geçip çoğalmasına?

Bir kere siz şarkılarınızı, yazdıklarınızı paylaşmaya, açığa çıkarmaya karar verdiğinizde müdahelenizden çıkmışlardır artık.  Onların etkileri şöyle olmalı diyemez, kontrol edemezseniz, herkes her sözü her melodiyi kendi algı süzgecinden geçirip o şekilde yaşayacaktır.  Yerine duruma göre değişiyor. Bazen gönlümdeki yerini buluyor bazen de işte söyleyip iniyorum sahneden. Her dinleyici kitlesinin enerjisi ve tepkisi farklı. Bazen iş olarak da bakmak gerek ki duygusal olarak zedelenmeyin.

Siz enerjinizi nerden besliyorsunuz? Her ne kadar siz gün içinde kızabilen, sinirlenedebilen biri olduğunuzu ifade etseniz de, sahnedeki Jehan Barbur’u biliyoruz biz ve çook sakin, hiç kızmaşmış, herşeyin karşısında naif kalabilirmiş gibi geliyor, ya da olsa olsa şarkısını söylermiş:) Yorgun hissedince, ya da kırgın, ya da yapamazmışsınız gibi gelince, kimden, neyden destek ararsınız? Egoyu aşıp öze varmaktan bahsetmişsiniz, bunun için ne yaparsınız? Hiç mi dikilmez karşınıza egodan iç ses?

Ben tüm bunlardan bahsederken, bunları başarabildiğim için değil başarabilmeyi arzuladığım için bahsediyorum. Benim de egom boyumdan büyük. Erdemli olmaya, egomu törpülemeye, az istemeye gayret ediyorum. Sinirlenip kızma meselesine gelince, işte o zaman sinirlenip kızıyorum. Tepkimi gösteriyor hiçbir şey sakınmıyor hatta kırıcı oluyorum. Daha çok içki ve daha çok sigara içiyorum. Yararlı olacakmış gibi ama nerdeeee…En yakın dostumu arayıp dile geliyorum, bazen kocama ya da anneme sığınıyorum ama en iyi gelen şey yine sahne. ya da sokağa kendimi atıp uzun uzun yürümek. Benim öfkem sinirim kendimden büyük ne yazık ki! Enerjimi yaratarak topluyorum yahut sevdiklerimle bir araya gelerek ve tabii uyuyarak..

Size de menajeriniz Eda Bilgin ‘e de çook teşekkür ederim. Röportaj talebimi ilettiğim mailimde de bahsetmiştim ona… Ben rotamı kırdığımdan beri, vardığım sulara taşımaya çalışıyorum “kendimi gerekleştirdiğim”i inandığım, beni besleyen hayallerimi… Yeniden şekil vermeye çalışıyorum, büyütmeye, evirmeye… Müthiş bir enerji, güç verdiniz bloğum “Güneş Enerjisi” ne de, hayalleriyle enerjisinden yeni hikayeler yazmaya karar veren Güneş’e de 🙂 İyi ki çıktınız yoluma Jehan Barbur, şarkılarınız , hikayeleriniz eşlik edecek gülümsememe, ben de yazmaya devam ettikçe… Eklemek istediğiniz bir şey varsa, ya da sadece söylemek, onu da bayıla bayıla dinlerim ve gerçekten çoook teşekkür ederim…

Bizler teşekkür ederiz. Hayatınızda bir şeylere vesile olabilirsek ne mutlu bize… Yolunuz hep açık olsun.

Şarkılarıyla beni uykumdan uyandıran Jehan Barbur’un, peşine düştüğüm ilk hayalde yazmaya başladığım hikayemin içinde olması benim için öyle kıymetli ki… Tekrar çok teşekkür ederim röportaj talebimi kabul ettiğiniz, beni neyin mutlu ettiğini bana gösterdiğiniz,  turnedeyken sorularıma yanıt verdiğiniz, “Hayallerinin peşinden git.” diyerek, röportaj fikrimin iyi ki arkasından gitmişim dedirttiğiniz için…  Güç verdiniz, şahane bir enerji…  Uykuya dalmadan önceki canlı renklerim geri geldi…

Ayrıca menajerleriniz Eda Bilgin ve Koray Soysal’a da çok teşekkür ederim. Onlarla, müzisyen arkadaşlarınızla muhteşem bir ekipsiniz… Dinlemelere doyamadığım ilk konserinizden sonra, ikincisi için de unutamayacağım bir hediye verdiniz…

Benim için, dinleyicileriniz için, müzik için, hikayelerimiz için çook özelsiniz…İyi ki hayatıma değdiniz…

Ne mutlu bana ki yol arkadaşım oldu Jehan Barbur’un müziği, kelimeleri…
Müziğiyle, hikayesiyle, sözleriyle, enerjisiyle, son olarak bütün içtenliği ile cevap vererek röportaj talebime, içimden gelen şarkının sesine; yıldız tozundan üzerime serpti…
Masallardaki gibi…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s