Q=m.c.Δt :))

Standard

Hiçbir yere gitmedim, işte geldim burdayım, seni biraz ihmal ettim blogum, farkındayım… Nerede kalmışız? Ha evet, dolunaya öpücük göndermişiz en son:) Vallahi iyi de eğlenmişiz seninle, ah o Dolunaya son öpücüğümüzden sonra neleer oldu neler:) Anlatmak istediğim ne çok şey birikti de ancak bırakabildim ertelemeyi (ben ona başka birşey de derdim de 🙂 Gel otur yamacıma hadi… Aaa, ama böyle yapmasana! Söz arayı açmak yok bir daha… Hah şöylee, dinle… Hem yalnız da değiliz baksana 🙂

On sene olmuş o çok “mühim” kararı vereli. Sanki o güne kadar hep, bize sunulan seçenekler arasında kararlarımızı gönlümüzce vermişiz, kendimize “neyi istediğimizi” ,bizi neyin mutlu edeceğini sormayı öğrenmişiz, hayaller kurmuşuz, hedefimizi belirlemişiz ve zaten bir daha değişemezmiş gibi;  kalın çerçeveli  gözlüklü, asık suratıyla sevecen gözükmeye çalışan yapmacık devasa ses şöyle dedi: “Yap seçimini, sayısalcı mısın,eşit ağırlıkçı mı, sözelci mi, yoksa yabancı dilci mi? Mu ha haa haaa”

Korkunç kahkahasını kesince, ülkemizde ortalama bir lise öğrencisinin önünde “normal şartlar altında” uzun vadede, yürüdükçe açılabilecek, muhtemel ve bağlantılı kapıların hepsinin önünde, bu kez prensesin karşısına dikilen yaşlı, çirkin cadınınkiyle aynı seste durarak, “Bu kararın bölümünü, üniversiteni, mesleğini de etkileyecek, hangisiysen, yola o olarak devam edeceksin, seçtiğini yürüyeceksin, karar senin, evet bu kararını şimdi vereceksin” dedi ve kıpkırmızı elmalarla dolu sepeti uzattıp, sisli dumanlar arasında yitti… Şimdi uzaktan bakabildiğimiz ve on yıldır da sonuçlarını yaşadığımız ya da değiştirmeye çalıştığımız o kararın bize bırakılış zamanı ve şekli, sahiden “masalsı” değil mi?

wickedwitchca9

Dayatılan sınıflandırmaya göre, kesinlikle sözelciydim. Bana kalırsa hala da öyleyim. Ama sayısalı seçtim. Lisenin son iki yılı, “fizik” gölgesinde geçti…Fizik dersi benim için tam bir işkenceydi. Bitmek bilmezdi.  Tahtalarca ispatı yapılan formülleri anlayamaz, sayısal değerleri yazarak sonuca ulaşmanın çok basit gözüktüğü problemlerden bir türlü çıkamazdım.

Fizik kitabının başında saatlerce oturup baktığım boşluğun hacmini hesaplayabilirdim bak ama 🙂  Formüllerin ispatlayamayacağı hızda düşünceden düşünceye atlar, anca düzgün doğrusal hareketlerle, kurduğum hayallerin menzilini hesaplayabilirdim! Sınav zamanı da formülleri ezberler, aklımda kalsın diye kendimce benzetmeler uydurur, rakamlar arası bağlantılar kurup doğru şıkkı bulmaya çalışır, saatlerimi alan iç sıkıntıları sonrası, sınavı savmaya bakardım. Ayy hatırlayınca bile daraldım!

E madem sözelciydim diyorsun, ne demeye gittin sayısal seçtin, kendini fiziğin kör kuyularına merdivensiz bıraktın diye mi soruyorsun a benim yufka yürekli blogum 🙂 Şimdi buradan bakınca cevabım basit: Popüler, “başarılı”, havalı, önü açık ve biraz da  arkadaşlarımın tercihi diye!

O zamanlar etrafımdaki sesleri kısıp, sadece kendi sesime kulak vermeyi bilmiyordum. Gerçekten neyi istediğimi nasıl bulacağımı, kendimi tanımayı, istediğimi nasıl olacağımı, neyi istediğimi, sevdiğimi, kim olduğumu sormayı, başkalarına onca sorup emanet cevaplara tutunmaya çalışana kadar; içimden geçeni, beni mutlu edeni, hayalimi nasıl yaşayacağımı… Ya da bir gün beklenti ve bakış açının değişebileceğini, kendimin zaten her an değiştiğini, karar verip seçtiğim yoldan bir gün vazgeçebileceğimi, ancak kendi kararım olan bir yolun her halini sahiplenerek yürüyebileceğimi ve gitmek istediğimde cesareti yine kendi içimde bulabileceğimi , gidebileceğimi, değiştirebileceğimi ve bunun müthiş keyfini…

“Okuduğumuzu anladık mı?” sorularına cevap arayarak işledik biz “Hayat Bilgisi”ni… Metni okuduk ve cevabı içinde aradık… Ne kadar metinde yazılı cümlelere bağlı kalırsak, o kadar çok puan alırız sandık… Öğrendiğimiz kelimeleri cümle içinde de kullandık evet… Anlamından ziyade, şekline takıldık. Bazen öğeleri doğru yerleştirelim kaygısından anlamı çoğu kez kaçırdık… Varsın olsun, ekini kökünü doğru ayırdık ya, hem sıramızı da savdık… Boşlukları “yukarıda verilen kelimelerden uygun olanıyla” doldurmaya alıştık… Verilen konunun çizdiği çerçeveden bir kelime dışarı taşmadan kompozisyonlar yazdık. Derslerimizden 5 pekiyi aldık evet, ama bak,bir karar anında çuvalladık…

physics-formula-vectorsFizikten nerelere geldim yine… Söz konusu fizikse, fizik ötesi her yere bağlanabililirim demiştim ya, bak işte aynen böyle 🙂 bu arada farkındayım genelledim az önce de, sormak lazım bu çok mühim kararın en az 10 yılını geride bırakanlara  “Gerçekten olmak istediğiniz yerde misiniz? Değilseniz bile, vardığınız yerde, severek ve sahiplenerek, özgürce “kendinizde misiniz?”

Tamam şimdi şurda kuantuma da sıçramadan, 15 günlük aradan sonra nereden mi daldım bu fiziklere, formüllere? Az evvel anlattığım , dersteki halimi anımsattı da son olanlar… Artık kimse tahtaya kaldırıp, okuduğumdan ne anladığımı sormuyor bana, ben gönüllü kalkıyorum tahtaya ve “Bu yaşadığımdan ne öğrendim, burada neden böyle davrandım, peki başka türlü nasıl davranıp düşünseydim daha iyi hissederdim?” diye notlar alıyorum.  İşte son olanlar beni yine tahtaya kaldırttı… (tamaam biliyorum, meraktan çatlıyorsun, o zaman birini söyleyebilirim,hem de rahatlıkla, ayrıntıya da boğmadan bu kez, ehliyet alamadım:) Bazı formüllerimin gidiş yolunu kısaltıp, bazılarını silmem gerektiğini, bazılarını yeniden düzenleyip, daha net, kısa ve akılda kalır, pratik, uygulanabilir hale getirmem gerektiğini farkettim. Kara olmasan da, tahta sensin blogum bu arada:)

*Herşeyi mükemmel yapmak zorunda değilim. Benim dışımda da gelişmeler olabilir, Ayrıca, bi müsademle, hata da yapabilirim. Zaten ne yapıyorsam, o olabileceğinin en iyisidir, “mükemmeliyetçi”ciyi içinde kullanalım hadi:

-Artık mükemmeliyetçi değilim 🙂

*Nerden baktığıma bağlı :))

*Arkadaşlar güzeldir, çook güzeldir:) Doğum günleri, dilekler,niyetlet de öyle (anlatırım, başka yazıda 🙂

*Aradığım belki odur, belki de değildir 🙂

*Mutluluk bir seçimdir, pamuk ipliğine bağlı nedenlere ilişkili “sonuç” değil…

*Herkesi memnun etmem mümkün değildir, ayrıca gerekli birşey de değildir 🙂

*Farkındalık, hissetmek değil, neyi neden nasıl yaptığını sorgulamakmış ve can mış!

*Gülümsemek ki o zaten hep en güzeli, kanun artık o, değinmesem olmaz:)

*Affetmek de öyle, ve kabullenebilmek… Sorumluluğu üzerine alabilmek, hem de gülümseyerek…

*Zaman yolculukları güzeldir… Geçmişe… Sarılmak sımsıkı o zamanki “sen” e…

Şimdilik bu kadar yeter, tenefüs zamanı 🙂 Bir süre silmek yok tahtayı…

Ha çıkmadan, en güzelini, heyecanlısını, sürprizini ve enerjiğini sona sakladım, ayrıntılar sonra:

*****Bundan sonra “frekansım”,  kesinlikle, :):):):) “GÜNEŞ ENERJİSİ”  :):):):)*****

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s